Haberler :::
-
02.06.2026
Nice Mutlu Bayramlara!
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) ailesi, Kurban Bayramı’nın ardından düzenlenen geleneksel bayramlaşma töreninde bir araya geldi. Rektörlük bahçesinde düzenlenen bayramlaşma töreninde Rektör Prof. Dr. Saffet Köse tüm çalışma arkadaşlarının bayramını tek tek kutladı, aileleriyle birlikte huzur içinde nice bayramlar geçirmelerini diledi. Törende; Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Genel Sekreter Nurettin Memur ile çok sayıda akademik ve idari personel bayram coşkusunu tek yürek olarak paylaştı. Her Geçen Gün Büyüyen Güçlü Bir Aileyiz Bayramların, toplumsal geleneklerimizin müstesna değerlerini yaşatmak ve bu değerleri geleceğe taşımak adına eşsiz birer fırsat olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, bu özel günlerin toplumsal bağları kuvvetlendirmenin yanı sıra gönül köprüleri inşa eden köklü bir manevi miras olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Köse, "Kurban Bayramı’nın bizlere sunduğu o muazzam manevi huzura, paylaşmanın ve kardeşliğin iklimine bir kez daha kavuşmuş olmanın şükrü içerisindeyiz. Bayramlar, kırgınlıkların unutulduğu, manevi dünyamızı zenginleştiren çok müstesna zamanlardır. Bizler İKÇÜ olarak, her geçen gün daha da büyüyen, gücünü birlik ve beraberliğinden alan çok büyük bir aileyiz. Üniversitemizde büyük bir gayretle görev yapan tüm akademik ve idari personelimizin, onların kıymetli ailelerinin, geleceğimiz olan sevgili öğrencilerimizin ve değerli yakınlarının geçmiş Kurban Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyorum. Bu mübarek günlerin getirdiği manevi uyanışın, birlik ve beraberliğimizin daim olmasına vesile olmasını temenni ediyor; Cenab-ı Allah’tan hepimizi sağlık, mutluluk ve huzur içinde daha nice bayramlara ulaştırmasını niyaz ediyorum" diye konuştu. Bayramlaşma töreni, güzel temennilerin ardından, bu birlikteliği ölümsüzleştiren fotoğraf çekimiyle sona erdi. -
01.06.2026
Genç Hekimlerden Geleceğe "10.000" Vurgusu
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Tıp Fakültesi Dönem 1, 2 ve 3 öğrencilerinin bu yıl 6’ncısını düzenlediği "Ulusal Tıp Öğrencileri Kongresi", Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen resmi açılış programıyla başladı. Tıp eğitimine çok yönlü bir bakış sunmayı hedefleyen ve bu yıl sürdürülebilir başarıyı, disiplini ve hekimlik yolculuğundaki kararlı adımları simgeleyen "10.000" teması çerçevesinde şekillenen kongrenin açılışı; İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuğrul Bulut, İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Yekta Öncel, İzmir Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Berktaş, İzmir Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün, İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Adnan Yamanoğlu, Kongre Eş Başkanları Prof. Dr. Pınar Gençpınar ve Eda Su Korkmaz ile çok sayıda akademisyen ve öğrencinin katılımıyla gerçekleştirildi. Yapay Zekâ Destekleyici Bir Araçtır, En Büyük Şifa Kaynağı Hekimin Empatisidir Dünyanın en eski ve en saygın mesleklerinden biri olan tababetin her dönem zamanın koşulları ve teknolojisiyle şekillendiğini, günümüzde ise yapay zekâ, büyük veri ve dijital sağlık teknolojilerinin tıbbi süreçleri temelden dönüştürdüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yasin Bulduklu, yapay zekâ destekli tıp uygulamalarının etik, hukuki ve insani boyutlarının ele alınmasında en büyük görevin genç hekim adaylarına düştüğünü ifade etti. Prof. Dr. Bulduklu, "Gelinen noktada tanı süreçleri yalnızca klinik gözleme değil; algoritmaların analiz gücüne, görüntü işleme teknolojilerine ve öğrenen sistemlere de dayanmaktadır. Bugün en çok kaygı duyulan konuların başında, yapay zekâ ve otomasyon dalgasıyla yerinden edilecek meslekler geliyor. Ancak tıp, asla sadece matematiksel verilerden ibaret bir mühendislik dalı değildir. Genç hekim adaylarımızın yerinden edilmek korkusuna sahip olmak yerine, bu teknolojik devrimi mesleki bir yarara ve hıza dönüştürmeyi öğrenmesi son derece kıymetlidir. Şunu hiç unutmamalıyız: Yapay zekâ sağlıkta asla nihai karar verici olamaz, o sadece hekimin işini kolaylaştıran güçlü bir destekleyici araçtır. Tıbbın asıl karar mekanizması, hukuki ve ahlaki sorumluluğu ve en önemlisi o vicdani süzgeci her zaman hekimin zihninde ve kalbinde kalacaktır. Çünkü laboratuvar sonuçları ya da gelişmiş algoritmalar ne kadar kusursuz olursa olsun, tıptaki en büyük ve ikame edilemez şifa aracı yine hekimin bizzat kendisidir. Bir hastayı ayağa kaldıran tek şey doğru ilaç dozajı değil; hekimin hastaya yaklaşımı, gözünün içine bakarak sunduğu sıcak bir gülümsemesi ve onun acısını paylaşan yüksek empati yeteneğidir. Makineler, veri analizi yapabilir ama acıyı hissedemez ve teselli edemez. Bu nedenle geleceğin hekimleri olarak sizlerden beklentimiz; yalnızca ezberlenmiş tıbbi bilgilere veya önünüze konan hazır dijital verilere hâkim olmanız değil, teknolojiyi insani değerlerle doğru yorumlayan, eleştirel bakabilen ve etik sorumluluğu her şeyin üzerinde tutarak hekimliği bir sanat gibi icra eden bireyler olmanızdır" dedi. Savunma Sanayindeki Yerli ve Milli İvmeyi Sağlık Teknolojilerine de Taşımalıyız Yapay zekâ ve dijital dönüşümün tıp dünyasını yeniden şekillendirdiği bu kritik dönemeçte, Türkiye'nin küresel rekabetteki konumunu genç hekimlerin vizyonunun belirleyeceğini ifade eden Prof. Dr. Yasin Bulduklu, hekim adaylarına önemli sorumluluklar düştüğünü aktardı. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, "Bugün Türkiye, savunma sanayiinde tüm dünyanın gıptayla izlediği yerli ve milli bir başarı hikayesi yazmıştır. İHA’larımız, SİHA’larımız, yerli yazılımlarımız ve mühendislik kabiliyetimiz, tamamen kendi insanımızın ürettiği teknolojilerle küresel dengeleri değiştirmiştir. İşte tam da bu noktada, savunma sanayiinde yakaladığımız o büyük vizyoner ivmeyi, sağlık sektörüne ve tıp teknolojilerine de taşımak mecburiyetindeyiz. Tıbbi cihazlardan biyoteknolojiye, yapay zekâ tabanlı tanı algoritmalarından yerli ilaç sanayiine kadar her alanda kendi kendimize yetebilen, hatta dünyaya yön veren bir ülke olma hedefimizin anahtarı sizlersiniz. Sağlıkta dünya lideri ve öncü bir Türkiye vizyonu, sadece başkalarının ürettiği son teknoloji cihazları ya da yazılımları en iyi şekilde kullanabilen hekimlerle inşa edilemez. Bizim, laboratuvardan ve klinikten çıkmayan, mühendislerle omuz omuza çalışan, tıp dünyasının eksiklerini görerek yeni teknolojileri bizzat tasarlayan, patent alan ve literatürü şekillendiren bir akademik yaklaşıma ihtiyacımız var. Sizler, sadece reçete yazan hekimler değil; yapay zekâ destekli tıp uygulamalarının etik, hukuki ve insani sınırlarını çizen, bu alanda küresel kuralları koyan liderler olmak zorundasınız. Bu salondaki her bir gencimizin gözünde, savunma sanayiindeki yerli başarılarımızı sağlıkta çok daha ileriye taşıyacak o azmi ve kararlılığı görüyorum. İnsanlığın geleceğine şifa ve teknoloji üretecek tıp profesyonellerinin bu üniversiteden çıkacağına yürekten inanıyorum." Hem Hekim Hem Akademisyen Yetiştiriyoruz İKÇÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tuğrul Bulut ise konuşmasında, tıp eğitiminin ilk gününden itibaren öğrencilere akademik dünyanın da kapılarını açmayı hedefleyen, bu doğrultuda çalışan bir fakülte olduklarını vurguladı. Kongrenin, eğitim-öğretim programının çok önemli bir parçası olduğunu belirten Dekan Prof. Dr. Bulut, öğrencilerin 2025-2026 eğitim-öğretim yılı boyunca imza attığı akademik başarıları şu verilerle paylaştı: "Aslında burada hep birlikte çok büyük bir emeğin sahnesini izleyeceğiz. Fakülte olarak öğrencilerimizin hem sağlık hizmeti sunumu aşamasında iyi birer hekim olmalarına kıymet veriyor hem de onları akademik hayata hazırlıyoruz. Bu yıl öğrencilerimiz, öğretim üyelerimizin önderliğinde 86 derleme makale ve 35 orijinal araştırma makalesi olmak üzere toplam 121 bilimsel çalışmaya imza attılar. Ayrıca 35 yeni etik kurul onayı alındı. Bu, lisans düzeyindeki öğrenciler için gerçekten çok büyük bir başarıdır ve hepsi kocaman bir alkışı hak ediyor. Bu süreçte motivasyonlarıyla öğrencilerimize profesyonel destek sağlayan tüm öğretim üyelerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum." "10.000" Temasının Arkasındaki İki Büyük Bilimsel ve Felsefi Dayanak Öğrenciler adına söz alan Kongre Eş Başkanı Eda Su Korkmaz ise tıp eğitiminin sadece teorik bilgi ezberlemekten ibaret olmadığını, sürekli sorgulamayı ve araştırmayı gerektiren bitmek bilmeyen bir yolculuk olduğunu ifade etti. Bu yıl seçtikleri "10.000" temasının iki büyük felsefi ve bilimsel temeli olduğunu belirten Korkmaz, şunları aktardı: "Birincisi; tıp literatüründeki ilk 1.000 gün yaklaşımını güncel çalışmalar ışığında bir adım öteye taşıdık. Bugün biliyoruz ki prefrontal korteksin gelişimi 24-25 yaşlarını buluyor; yani insan, gelişim yolculuğunu hayatının ilk 10.000 gününde tamamlıyor. Biz bu kongrede anne karnından gençlik çağının sonuna uzanan bu en dinamik evreye odaklanıyoruz. İkinci anlamı ise geleceğimizle ilgili. Bilimsel olarak kanıtlanmıştır ki bir alanda usta olmak için en az 10.000 saat emek vermek gerekir. Biz henüz o saatleri tüketmeye başlamadık ama bugün burada, o zorlu yola ilk adımı atmaya gönüllüyüz. Gücümüzü Mustafa Kemal Atatürk’ün 'Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar' sözünden alıyoruz. İnsan yaşamının o 10.000 günlük mucizesini korumak ve bilimi ileriye taşımak, yorulmadan yürümeyi göze alan biz genç hekim adaylarının borcudur." Korkmaz, aylar süren yoğun ekip çalışmasının ürünü olan organizasyona destek veren üniversite yönetimine, Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Pınar Gençpınar’a, tüm hocalara ve salonu dolduran katılımcılara teşekkürlerini sunarak konuşmasını tamamladı. "Güzel İzmir'in Güzel Öğrencilerine Bir Parça Dokunabilmek En Büyük Mutluluktur" İzmir Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Berktaş, kongrenin açılışında gençlerle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Güzel İzmir'imizin güzel öğrencilerine tıp eğitiminde bir parça dokunup onları daha iyiye, daha ileriye götürebiliyorsak bizler için bundan daha mutlu bir an olamaz. Başta değerli mevkidaşım Dekan Prof. Dr. Tuğrul Bulut olmak üzere tüm akademisyenleri kutluyorum. Bu güzel organizasyonun esas aktörü olan, gerek mutfağında çalışan gerekse salonda bulunarak bu bilimsel şölene ortak olan tüm sevgili öğrencilere yürekten başarılar diliyorum" şeklinde konuştu. "Burada Kazanılan Pratik Tecrübeler Çok Kıymetli" İzmir Bakırçay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Yekta Öncel, İKÇÜ Tıp Fakültesinde 9 yıl boyunca öğretim üyeliği yaptığını hatırlatarak başladığı konuşmasında şunları kaydetti: "İKÇÜ, öğrencilerle birlikte çok güzel işlere imza atıyor. Öğrencilik döneminde bu tarz organizasyonları üstlenmek, düzenleme komitesinde yer alıp bunları tecrübe etmek çok kıymetli. Eğitim ve dersler her zaman alınır ancak pratik hayatta kullanılacak bu tecrübelerin edinilmesi çok değerlidir. Bu tecrübeler sayesinde ileride, 6. sınıfa geldiğinizde kendi mezuniyet törenlerinizi bile hocalarınızla omuz omuza başarıyla organize edeceksiniz. İleride çok güzel anacağınız bu günlerin ve kongrenin başarılı geçmesini diliyorum." "Kuracağınız İletişim Geleceğin Sağlık Sistemini Şekillendirecek" İzmir Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yaprak Üstün, öğrencilerin ortaya koyduğu bilimsel üretkenliğe dikkat çekerek, "Sizlerin üreticiliği ve verimliliği ileri dönemde sağlık sistemi için çok kıymetli. Burada paylaşacağınız her sunum, birbirinizle kuracağınız her türlü iletişim geleceğin sağlık sistemini şekillendirecek. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyor, verimli bir toplantı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. "Geleceğe Bu Yaşlarda Başlamak Lazım, Bunu da Kongreler Sağlıyor" İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Adnan Yamanoğlu da Kongre Eş Başkanı Eda Su Korkmaz'ın kürsü performansına atıfta bulunarak genç hekim adaylarının hitabet gücüne hayran kaldığını belirtti. Doç. Dr. Yamanoğlu, "Bizler ancak 30-40 yaşımızdan sonra topluluk önünde bu şekilde rahat konuşmaya, teknolojiyi tam anlamıyla kullanmaya başladık. Demek ki her şeye o yaşlarda, yani daha bu sıralardayken başlamak lazım. İşte bunu da bize bu tür kongreler sağlıyor. Çok güzel bir işe imza atmışsınız, hepinizi tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum" dedi. Teoriden Pratiğe Zengin Kongre İçeriği İKÇÜ Tıp Fakültesi’nin gelenekselleşen öğrenci organizasyonu, açılış konuşmalarının ardından hem akademik hem de pratik kazanımlarla dolu yoğun 3 günlük bir programla devam edecek. Kongre kapsamında yer alan "Uzman Görüşleri" oturumlarında alanında yetkin konuklar, tıp dünyasındaki en güncel gelişmeleri ve meslek hayatına dair ufuk açıcı deneyimlerini genç hekim adaylarıyla paylaşacak. Öğrencilerin teorik bilgilerini pratiğe dökme fırsatı bulduğu "İnteraktif Atölyeler" ile öğretici uygulama oturumları yapılacak. Ayrıca İKÇÜ Tıp Fakültesi öğrencileri, İTS 101, 201 ve 301 müfredatı kapsamında yıl boyunca büyük bir titizlikle hazırladıkları özgün çalışmalarını "Bilimsel Sunumlar" başlığı altındaki akademik oturumlarda sunarak kürsü deneyimlerini yaşayacak. -
21.05.2026
2026'nın İlk Mezuniyet Coşkusu Turizm Fakültesinden
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) 2025-2026 Eğitim Öğretim yılının ilk mezuniyet heyecanı Turizm Fakültesinde başladı. İKÇÜ Turizm Fakültesi; Turizm Rehberliği, Turizm İşletmeciliği ile Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümlerinden mezun olan 87 öğrencisini görkemli bir törenle uğurladı. Sektöre adım atan genç turizmciler kep fırlatarak sektöre ilk adımı atmanın coşkusunu aileleriyle paylaştı. Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emre Güler’in ev sahipliğinde düzenlenen törene, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, dekanlar, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci yakını katıldı. Turizmin Ekonomik Boyutu Kadar Kültürel Yapısına da Odaklanıyoruz Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Turizm Fakültesi Mezuniyet Töreni'nde yaptığı konuşmada, İKÇÜ’nün salt hizmet sunan değil; politika geliştiren, stratejik düşünebilen ve geleceğe yönelik planlar oluşturabilen profesyoneller yetiştirdiğini vurguladı. Turizm sektörünün sadece ekonomik bir getiri alanı olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, eğitim felsefelerinin merkezine kültürel yapıyı yerleştirdiklerini ifade etti. Turizm fakültesinin "mezunları aranan" bir misyonla hareket ettiğini ve üniversitenin en başarılı fakültelerinin başında geldiğini aktaran Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, "Biliyoruz ki ülkemize gelen her misafirimiz öncelikle bizim konuğumuzdur ve onlarda pozitif algı oluşturmak turizm sektörümüzün en önemli görevidir. Turizm alanında hizmet sunacak profesyonellerin insanı anlayan, doğayı koruyan ve canlıyı değerli gören bireyler olması için durmaksızın çalışıyoruz. Bugün ülkemize ve insanımıza sempatinin en önemli aktörleri turizmcilerdir. Biz salt hizmet sunan değil politika geliştiren, stratejik düşünebilen, geleceğe yönelik planlar oluşturabilen profesyoneller yetiştiriyoruz. Eleştirel düşünebilen mezunlarımız her bir gelişmeyi takip ediyor, her bir yeniliğe hızlıca uyum sağlamaya çaba gösteriyoruz. Bu anlamda tüm pilot çalışmalarda üniversitemizin ilk sıralarda hatırlanmasından da son derece mutluyuz. Sektör ile yakın ilişki olmadan turizm alanında eğitim başarısının gelmeyeceğinin farkındayız ve sektör ile oldukça yakın çalışmalar yürütüyoruz. Bu konuda dekanlığımızın attığı son derece önemli adımlar var ve burada dekanımız nezdinde tüm yöneticilerimize, akademik ve idari kadromuza şükranlarımı sunuyorum" dedi. İKÇÜ'nün Değerlerini ve İzmir'in Ruhunu Yanınızda Taşıyın Vatan sevgisi ve medeniyet bilinci olmadan yapılan işlerin eksik kalacağını ifade eden Prof. Dr. Bulduklu, Türkiye'nin tarihi mirası, doğal güzellikleri ve gastronomik çeşitliliğiyle dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri olduğunu hatırlatarak genç turizmcilerin küresel rekabetin en sert olduğu bu ekosistemde üstleneceği "kültür elçiliği" rolüne dikkat çekti. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, “Kültürler arasında köprü kurmak için, dünü bugünü ve yarını anlatmak için her alandan daha fazla turizmcilere ihtiyacımız var. Kadim medeniyetimize yönelik olumsuz algıyı ortadan kaldırmak, itibarımızı inşa etmek için sizlere önemli görevler düşüyor. Sizler bir medeniyetin, bir kültürün temsilcileri ve bu ülkenin tanıtım elçilerisiniz. İşinizi yaparken bu hassasiyeti göz önünde bulundurmanızı istirham ederim. Sizler bu aktarım görevi konusunda kültürel mirası korumayı, hizmet kalitesini yükseltmeyi, sürdürülebilirliği öncelemeyi ve küresel ölçekte düşünebilmeyi öğrenmiş bireyler olarak mezun oluyorsunuz. Bugün turizm; dijitalleşmeden yapay zekâya, gastronomiden kültürel diplomasiye, sürdürülebilirlikten deneyim tasarımına kadar çok geniş bir ekosistemin merkezinde yer almaktadır ve küresel rekabetin en sert olduğu alanların başında gelmektedir. Sizlerin bu rekabette bizleri yukarıya taşımak noktasında güçlü bir motivasyona sahip olduğunuzun farkındayız. Sizler etik değerleri önemseyen, kültürel duyarlılığı yüksek, bu coğrafyayı değerlerin gelecek nesillerin emaneti olduğunu bilen, sorundan şikâyet etmek yerine çözüm üreten ve insan odaklı turizm sektörü liderleri olmanızdır. Yine bu ülkeyi sevmeden bu medeniyete aidiyet hissetmeden yaptığınız iş eksik kalacaktır. Türkiye, sahip olduğu tarihî mirası, doğal güzellikleri, gastronomik çeşitliliği ve misafirperverlik kültürüyle dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biridir ve sizler bunları daha da ileriye taşıyacaksınız. Bugün mezun oluyorsunuz ve hangi ülkede, hangi kurumda, hangi görevde olursanız olun; İKÇÜ’nün değerlerini, İzmir’in birleştirici ruhunu ve bu fakültede kazandığınız birikimi yanınızda taşımayı unutmayın. Çünkü sizler artık yalnızca mezun değil; İKÇÜ’nün temsilcilerisiniz. Yolunuz ve bahtınız açık olsun” şeklinde konuştu. Turizm; Sadece Hizmet Üretmek Değil, İnsanı Anlamaktır Mezuniyetin yıllar süren bir emeğin ve sabrın meyvesi olduğunu vurgulayan Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emre Güler, mezunların omuzlarındaki sorumluluğa işaret etti. Genç turizmcilere meslek hayatlarında başarıya ulaşırken insani değerleri ve meslek ahlakını korumaları tavsiyesinde bulunan Dekan Prof. Dr. Güler, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği bu ülkenin geleceği; düşünen, üreten, araştıran, vicdan sahibi ve çalışkan gençlerin omuzlarında yükselecektir. Bugün diplomalarını alacak öğrencilerimizin her biri, yalnızca birer mezun değil; aynı zamanda ülkemizin turizm vizyonunu taşıyacak birer kültür elçisidir. Turizm; sadece hizmet üretmek değil, insanı anlamaktır. Bir tebessümün, bir kültürün, bir şehrin ve bir medeniyetin dünyaya anlatılmasıdır. Sizlerden beklentimiz; mesleğinizi yalnızca bilgiyle değil, ahlakla, nezaketle, sabırla ve vicdanla icra etmenizdir. Çünkü gerçek başarı, insan olmayı unutmadan yükselmektir. Hayat sizleri bazen uzak coğrafyalara götürecek, bazen zorlu sınavlarla karşılaştıracaktır. Ancak nerede olursanız olun, bu fakültenin kapısının size her zaman açık olduğunu unutmayın. Kökü sağlam olan ağaç, fırtınadan korkmaz. Sizler de bilgiyle, emekle ve değerlerle yetişmiş bireyler olarak geleceğe güvenle yürüyünüz" dedi. Kurumsal Gücün Kaynağı: Birlikte Çalışma Kültürü Dekan Prof. Dr. Güler, evlatlarının umutlarını kendi umutları bilerek her türlü fedakarlığı gösteren anne ve babalara teşekkür ettiği konuşmasında, kurumların gerçek gücünün birlikte çalışma kültüründen doğduğuna dikkat çekerek öğrencileri yetiştiren akademik kadroya ve sürecin gizli kahramanları olan idari personele şükranlarını sundu. Prof. Dr. Güler, “Fakültemize her zaman destek olan, imkânlarını bizlerden esirgemeyen, üniversitemizin gelişimi adına büyük bir vizyon ortaya koyan Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse başta olmak üzere, kıymetli üst yönetimimize şükranlarımı arz ediyorum. Sağlanan destekler sayesinde öğrencilerimize daha güçlü bir eğitim ortamı sunabilmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünkü törenin hazırlanmasında büyük özveriyle çalışan Mezuniyet Komisyonu üyelerimize, organizasyonda görev alan tüm çalışma arkadaşlarımıza ve emeği geçen herkese ayrıca teşekkür ediyorum” diye konuştu. Tören, 87 genç turizmcinin geri sayım eşliğinde keplerini havaya fırlatmasıyla son buldu. -
21.05.2026
İKÇÜ FEST’26 Coşkuyla Başladı: Kampüste "Farkında ve Farklı" Bir Festival Havası!
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire (SKS) Başkanlığı koordinesinde organize edilen İKÇÜ FEST’26 büyük bir coşkuyla başladı. Üniversite kültür ve geleneğinin devamlılığını sağlamak, kurum aidiyetini güçlendirmek amacıyla bu yıl 9’uncu kez kampüse merhaba diyen İKÇÜFEST, Bando Red eşliğindeki renkli kortej yürüyüşüyle başladı. Merkez kütüphane önünden başlayan ve bando ekibinin dinamik ritimleriyle renklenen geleneksel kortej yürüyüşü, Rektörlük Binası önüne kadar devam etti. Öğrenci toplulukları, akademik ve idari personelin yoğun katılım gösterdiği yürüyüşe; Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Yasin Bulduklu ve Prof. Dr. Süleyman Akbulut’un yanı sıra fakülte dekanları, Genel Sekreter Nuretdin Memur, SKS Daire Başkanı Doç. Dr. Yeliz Doğru ve çok sayıda öğrenci eşlik etti. Sizler 'Farkında ve Farklı' Bir Üniversitenin Öğrencilerisiniz Şenlik alanında son bulan kortejin ardından festivalin resmi açılışını yapan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, üniversitenin vizyonunu ve festivale yüklenen anlamı özetledi. Üniversite yönetimi olarak öğrenciyi odağa alan bir anlayışa sahip olduklarını vurgulayan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, sosyal ve kültürel boyutu en az bilimsel donanım kadar önemsediklerini belirtti. Etkinliğin adını bilinçli olarak 'festival' koyduklarını dile getiren Prof. Dr. Bulduklu, "Festival, toplumsal değer ya da kutlama etrafında insanların bir araya geldiği, çok yönlü etkinlikleri hedefleyen daha geniş bir kavramsallaştırmadır. Amacımız; festivalin temelinde var olan paylaşım, katılım, deneyim ve ortak aidiyet üretimine vurgu yapmaktı. Festival ile birlikte öğrencilerimiz farklı ilgi alanları etrafında bir araya gelecek; sanatın evrensel diliyle kendilerini ifade ederken, sporun birleştirici gücüyle takım ruhunu yaşayarak öğrenecekler. Sizler farkında olan, üreten, sorgulayan ve farklılıklarıyla zenginleşen bireylersiniz. Mottomuzda da olduğu gibi; sizler kendinizi 'farkında ve farklı' olarak tanımladığınızda biz kendimizi başarılı sayacağız. Sizden ricamız, İKÇÜ’yü sahiplenmeniz ve burada geçirdiğiniz yılları hayatınıza yön verecek güçlü bir aidiyet hikâyesine dönüştürmenizdir” dedi. İzmir'in En İyi Festivalini Yapıyoruz Organizasyonun her yıl artan güçlü konseptine dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, kurumsal olarak gelinen noktada güçlü bir kadronun özverili çalışmasının yer aldığını vurguladı. Prof. Dr. Bulduklu, "Mütevazi olmayacağım; İzmir'in en iyi festivalini yaptığımızı açık biçimde görüyoruz. Üç ayrı günde üç önemli sanatçıyı davet ettik ama bizim şenlik kavramsallaştırmasının dışına çıkmamızdaki en büyük motivasyonumuz, sadece eğlenceye odaklı bir organizasyon değil; işin içerisinde kültürün, sanatın, sporun olduğu bir geleneği yaygınlaştırmaktı. Bugün geldiğimiz noktada bunu da başardığımızı görüyorum ve bu açıdan çok mutluyum. Bütün topluluklarımız sorumluluk aldılar, hepsi elini taşın altına koydu. Özellikle bizim gibi 'farkında ve farklıyız' mottosunu benimsemiş bir üniversite için farklı etkinlikler, farklı sanatçılar ve farklı programlarla her bir organizasyonun inanılmaz deneyimler sunduğunu hep birlikte deneyimledik, gözlemledik ve görüyoruz. Bu sene de onlardan biri olacak. Farklı farklı etkinliklerle 3 gün boyunca deyim yerindeyse tam bir festival coşkusunu yaşayacağız. Kurumsal manada katettiğimiz mesafeye baktığımızda çok iyi yerlerde olduğumuzu net biçimde görüyoruz. Yeterli mi? Daha fazlasını yapacağız. Bunu yapmak için de gerçekten güçlü bir kadroya sahibiz. Yönetim kadrosundan akademik ve idari personele kadar hepsinin özverili çalışmalarından güç alarak bu organizasyon bugünlere geldi. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" diye konuştu. Sadece Şenlik Demiyoruz, Ortak Aidiyet Üreten Bir Festival Diyoruz İki hafta önce yine öğrencilerin organizasyonuyla başarıyla hayata geçirilen İKÇÜ Film Festivali’ne de değinen Prof. Dr. Bulduklu, bu tür etkinliklerin kurumsal hafızayı güçlendirdiğini söyledi. Öğrencilere seslenerek İKÇÜ aidiyetine sahip çıkılması çağrısında bulunan Prof. Dr. Bulduklu” Üniversite yönetimi olarak bu yılki festival programında da sizlerin unutamayacağı anılar biriktirmeniz, güçlü dostluklar kurmanız ve kendinizi bu büyük ailenin değerli bir parçası olarak hissetmeniz için büyük bir gayret ortaya koyduk. Mezuniyetin ardından hafızalarda en çok yer edinen şeylerin çoğu zaman bu ortak deneyimler, bu güzel buluşmalar ve bu şenlik atmosferi olduğunu biliyoruz. O yüzden de özel bir çaba gösteriyoruz. Festivaller, aynı zamanda kurumsal hafızayı oluşturan, farklılıkları ortak bir heyecanda buluşturan güçlü sosyal ve kültürel platformlardır. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz İKÇÜ Film Festivalini iki hafta önce yine öğrenci organizasyonu şeklinde yaptık. Oldukça başarılı bir organizasyon ile orada da marka bir festivalin temellerini sağlam biçimde atmış olduk. İKÇÜ Fest’in kampüs yaşamına yeni bir ruh, yeni bir heyecan ve güçlü bir kültürel derinlik kattığına inanıyoruz. Biz İKÇÜ’yü seven, İKÇÜ’lü olmayı değer gören bir yapıyı inşa etmeye yönelik çaba gösteriyoruz. Temennimiz odur ki bu festival, hafızalarınızda yalnızca güzel etkinliklerle değil; dostlukları, heyecanı, birlik duygusu ve İKÇÜ aidiyetiyle de özel bir yer edinsin. Emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyor, hepinize iyi eğlenceler diliyorum” dedi. Anılarınızı #ikçüfest26 Hashtag'i ile Paylaşın Festivalin organizasyonunu üstlenen Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Doç. Dr. Yeliz Doğru ise şenlik alanını dolduran gençlere hitap ederek üniversite hayatının sadece akademik başarıdan ibaret olmadığını hatırlattı. Kampüsteki birliktelik ruhuna dikkat çeken Doç. Dr. Doğru, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün burada sadece bir açılış yapmıyoruz; burada gençliğin, dostluğun, paylaşmanın, yeniden bir arada olmanın heyecanını birlikte yaşıyoruz. Çünkü üniversite hayatı sadece derslerden, akademik başarıdan ve sınavlardan ibaret değil. Aynı zamanda üniversite hayatı kendini keşfetmek, yeni dostluklar biriktirmek, hayal kurmaktır. Bizler bu vesileyle festival boyunca ve stantlarımızda sanat olacak, spor olacak, yarışmalar olacak, bol kahkahalar olacak. Bölümleriniz farklı olabilir, fakülteleriniz farklı olabilir ama bu üç gün boyunca hepimiz aynı heyecanın paydaşı olacağız.Festivalin tadını çıkarın. Eğlenin, dans edin, gülün, yeni dostluklar kurun, yeni arkadaşlıklar edinin ve bu anıları da bizimle #ikçüfest26 hashtag'i ile paylaşmayı unutmayın. Bu büyük organizasyonda emeği geçen tüm öğrenci topluluklarımıza, akademik ve idari birimlerimize, paydaşlarımıza ve bugün burada festival alanını renklendiren siz sevgili öğrencilerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Unutulmaz bir festival diliyorum.” Unicup’ta İKÇÜ Rüzgarı Açılış töreninin ardından hem ulusal turnuvalarda İKÇÜ’yü gururlandıran sporculara hem de kurum içi Rektörlük Kupası'nda dereceye girenlere madalya ve kupaları takdim edildi. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından düzenlenen Unicup (Unikap) müsabakalarında üniversiteyi gururla temsil eden sporculardan; 3x3 Erkek Basketbol turnuvasında Türkiye ikincilik kupasını kaldıran Efe Yüzat, Ege Gezer, Bahadır Atak Yılmaz ve Esat Şentürk’ten oluşan basketbol takımı ile turnuvayı şampiyonlukla tamamlayarak birincilik kupasını göğüsleyen Murat Can Ay, Galip Hazar Günal, Ekin Irmak Balcı, Kerem Ongun ve Hasan Emre Korkmaz’dan oluşan E-spor takımı sporcuları podyumda madalyalarıyla buluştu. Rektörlük Kupası Sahipleri Ödüllerine Kavuştu Tören, öğrencilerin ve personelin yoğun katılımıyla tamamlanan geleneksel İKÇÜ Rektörlük Kupası müsabakalarının ödül seremonisiyle devam etti. Personel arası voleybol branşında Sağlık Bilimleri Fakültesi şampiyonluk kupasına uzanırken, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ikinci, Eczacılık Fakültesi ise üçüncü oldu. Büyük bir heyecana sahne olan personel basketbolunda kupanın sahibi Diş Hekimliği Fakültesi olurken, ikincilik kürsüsüne Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, üçüncülük kürsüsüne ise Sağlık Bilimleri Fakültesi çıktı. Personel futsal branşında ise İlahiyat Fakültesi birincilik ipini göğüslerken, Sosyal Bilimler Enstitüsü turnuvayı ikinci, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ise üçüncü sırada tamamladı. Bireysel performansların sergilendiği personel arası masa tenisi turnuvalarında erkeklerde Rıza Şen birinci, Maksut Çetin ikinci, Ozan Turamanlar üçüncü olurken; kadınlar kategorisinde podyumun ilk sırasına Eylem Aykurt çıktı, Anıl Çobanoğlu Dede ikincilik, Songül Ezer ise üçüncülük madalyasının sahibi oldu. Öğrenciler arası müsabakalarda da rekabet ve dostluk bir aradaydı. Öğrenci voleybol branşında Diş Hekimliği Fakültesi şampiyonluğunu ilan ederken, Eczacılık Fakültesi ikinci, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi üçüncü oldu. Basketbolda şampiyonluk kupası Su Ürünleri Fakültesi’ne giderken, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi ikinci, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi üçüncü sırada yer aldı. Öğrenci futsal turnuvasının kazananı Eczacılık Fakültesi olurken, Tıp Fakültesi ikincilik, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi ise üçüncülük ödülünü aldı. Öğrenciler arası masa tenisi heyecanında ise kadınlarda Elif Yardımcı birincilik, Fatıma Karakurt ikincilik, Hatice Sazboğaz üçüncülük madalyasını boynuna taktı. Erkekler masa tenisinde ise şampiyonluk koltuğuna Ata Tonguç otururken, Halit Konuşkan ikinci ve Rafet Berk Şahin üçüncü olarak turnuvayı tamamladı. Öğrenci Stantlarına Yoğun İlgi Ödül töreninin ardından rektör yardımcıları ve üniversite üst yönetimi, kampüs meydanında kurulan öğrenci toplulukları stantlarını tek tek ziyaret etti. Öğrencilerin yıl boyunca planladıkları projeleri, kültürel çalışmaları ve sanatsal faaliyetleri inceleyen yönetim, gençlerin heyecanına ortak olarak onlarla hatıra fotoğrafları çektirdi. 3 gün boyunca kesintisiz devam edecek olan İKÇÜ FEST’26, konserler, turnuvalar, atölye çalışmaları, sergiler ve birbirinden renkli açık hava etkinlikleriyle İzmir'de üniversite gençliğinin kalbi olmaya devam edecek. -
18.05.2026
FTR Zirvesi: Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda İnovasyon
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü ile Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Uygulama Araştırma Merkezi iş birliğiyle düzenlenen "3. Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda Eğitim, Araştırma ve İnovasyon Kongresi", alanın profesyonellerini ve akademik dünyayı bir araya getirdi. Ana teması "Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda İnovasyon" olarak belirlenen kongre, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Merkez Müdürü Prof. Dr. Derya Özer Kaya’nın ev sahipliğinde başladı. İki gün sürecek olan organizasyonun açılışına; Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Halil Murat Karadağ, FTR Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlknur Naz Gürşan, dekanlar, enstitü ve yüksekokul müdürlerinin yanı sıra farklı üniversitelerden gelen konuk akademisyenler, araştırmacılar ve sektör temsilcileri katıldı. Sağlık Hizmetinde "Vicdanlı Profesyonel" Kongrenin açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, sağlık profesyonellerinin yetiştirilmesinde bilimsel yetkinliğin ötesinde ahlaki ve insani değerlerin hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Konuşmasında "vicdanlı sağlık profesyoneli" vurgusu yapan Prof. Dr. Köse, “Fizyoterapi ve Rehabilitasyonda Eğitim, Araştırma ve İnovasyon Kongresi'nin üçüncüsünü gerçekleştiriyor olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Her alanda olduğu gibi bu alanda da en iyi olma hedefimize, bu tür nitelikli organizasyonların büyük katkı sunduğuna inanıyorum. Bizler, bu alana sadece sağlık eksenli bakan değil; bunu bir ibadet gibi gören nesiller yetiştirme gayreti içindeyiz. Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip eden vizyonumuzun yanında, ahlaki gelişmeyi de her zaman önceliyoruz. Sağlık profesyonellerinin esas işlevi insan ruhunu iyileştirmektir. İnsan bedenine dokunurken vicdan, merhamet ve sabır en güçlü melekelerimiz olmalıdır. Modern sağlık sistemleri teknolojiyle gelişebilir; ancak vicdanla derinleşir. Merhametin ve empatinin olmadığı yerde tedavi her zaman eksik kalır. Fizyoterapi alanında temel unsur güvendir; karakterden ve etik duyarlılıktan uzak bir yaklaşımın toplumda karşılık bulması mümkün değildir. İnsanı merkeze alan bir medeniyet perspektifiyle konuya yaklaşılmalı; multidisipliner çalışma kültürü ve araştırma kapasitesi bu temel üzerine inşa edilmelidir” diye konuştu. Sağlıklı Bireyler Güçlü Toplumların Temelidir Yaşlanan nüfus ve artan kronik hastalıklar karşısında rehabilitasyonun stratejik bir zorunluluk haline geldiğini belirten Rektör Prof. Dr. Saffet Köse üniversitelerin bu süreçteki sorumluluklarına değindi. FTR’nin toplumsal kalkınmadaki stratejik önemine vurgu yapan Prof. Dr. Köse, “Nörolojik sorunların ve kronik hastalıkların arttığı günümüzde, rehabilitasyon yaşam kalitesi için kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Fonksiyonel bağımsızlığın korunması, hem bireyin toplum içindeki varlığı hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükün hafifletilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Rehabilitasyon hizmetleri, sadece yaşam kalitesini artırmakla kalmaz; aynı zamanda bireyi yeniden iş gücüne katarak ülke ekonomisine doğrudan katma değer sağlar. Uzun dönemli bakım maliyetlerini düşüren bu süreç, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği için bir tercih değil, zorunluluktur. Ülke olarak bu konuda oldukça iyi bir noktadayız. Biz biliyoruz ki sağlıklı bireyler, güçlü toplumların temelidir. Üniversite olarak eğitim odağında sağlık sistemine yaptığımız her yatırım, aslında yarının daha güçlü Türkiye’sine yapılan bir yatırımdır. İnsanı merkeze alan bir medeniyet perspektifiyle; multidisipliner çalışma kültürü ve araştırma kapasitemizi uluslararası iş birlikleriyle inşa etmeye devam edeceğiz” dedi. Fizyoterapide İnovasyon Yolculuğu Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Merkez Müdürü Prof. Dr. Derya Özer Kaya, kongrenin klasik bir bilimsel toplantının ötesinde, mesleki geleceğin yeniden şekillendiği bir durak olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kaya, “Bugün burada yalnızca bir bilimsel toplantının açılışını yapmıyoruz. Aslında fizyoterapi ve rehabilitasyon alanında ortak aklın, bilimsel sorumluluğun ve mesleki geleceğin yeniden şekillendiği bilimsel bir yolculuğun üçüncü durağında bir araya geliyoruz. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim, Araştırma ve İnovasyon Kongresi, ilk düzenlendiği günden itibaren klasik bir kongre olmanın ötesinde bir anlam taşımıştır. İlk kongrede hedefimiz eğitimde kaliteyi ve ortak standartları tartışmaktı ki bu süreci tam akreditasyon ile taçlandırdık. İkinci kongrede araştırma kültürünü güçlendirerek bilimsel üretkenliği merkeze aldık. Bugün üçüncüsünde ise çok daha iddialı bir noktadayız: Bilgiyi yalnızca üretmek değil, dönüştürmek ve geleceğe yön vermek. Bilimsel kongreler yalnızca bilgi aktarımının yapıldığı ortamlar değildir. Asıl değer; kurulan diyaloglarda, sorulan sorularda ve başlayan iş birliklerinde ortaya çıkar. Çünkü bilim merakla başlar, sorgulamayla gelişir, paylaşım ile büyür. Fizyoterapinin geleceğini şekillendirecek olan, sizlerin bilimsel cesareti olacaktır” diye konuştu. Fizyoterapistin Yeniden Tanımlanan Rolü Fizyoterapistlerin modern sağlık sistemindeki karar verici rollerinin her geçen gün daha da kritikleştiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya, mesleğin gelecekteki konumuna dair değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Kaya, “Gerçek gelişim ancak eğitim, araştırma ve inovasyon üçgeni birlikte çalıştığında ortaya çıkar. Dünya sağlık sistemleri köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Yaşam süresinin uzaması, kronik hastalık yükünün artması ve fonksiyonel bağımsızlığın sağlık sistemlerinin temel göstergesi haline gelmesi bize açık bir gerçeği göstermektedir: Geleceğin sağlık sisteminde rehabilitasyon merkezi bir rol üstlenecektir. Bu değişim, fizyoterapistin rolünü de yeniden tanımlamaktadır. Bugünün fizyoterapisti artık sadece uygulayıcı değil; klinik karar veren, veri üreten, teknoloji geliştiren, multidisipliner ekipleri yöneten ve toplumsal sağlık politikalarına katkı sağlayan bir sağlık profesyonelidir. Geleceğin güçlü toplumları, sağlıklı bireyler ve nitelikli sağlık profesyonelleri ile mümkün olacaktır. Bizler yetiştirdiğimiz her öğrenciyle ve yaptığımız her bilimsel katkıyla aslında toplumun yarınlarına yatırım yapıyoruz. Fizyoterapi ve rehabilitasyon yalnızca hareketi yeniden kazandırmak değildir; insana umut vermektir, yaşam kalitesini yükseltmektir, bağımsızlığı yeniden mümkün kılmaktır. Bilimin rehberliğinde, mesleki dayanışma ve ortak değerlerimiz ışığında daha sağlıklı bir toplum için birlikte çalışmaya devam edeceğimize inanıyorum” dedi. Akademiden Kliniğe Köprü: İKÇÜ Mükemmeliyet Merkezi Hedefi Fakültenin 15 yıllık deneyimiyle bugüne kadar 400’ü fizyoterapist olmak üzere 2500’ün üzerinde sağlık profesyoneli mezun ettiğini belirten Prof. Dr. Kaya, Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin gelecek hedeflerini paylaştı. Üniversitelerin bilgi üretme misyonu ile toplum sağlığına rehberlik etme vizyonu arasındaki doğrudan bağa dikkat çeken Dekan Prof. Dr. Kaya, “Üniversitelerin gerçek gücü yalnızca eğitim vermelerinde değil; bilgi üretmeleri ve topluma rehberlik etmelerindedir. Bu noktada Uygulama ve Araştırma Merkezlerimiz, akademiyi klinikle buluşturan ve öğrenciyi üreten bireye dönüştüren özel bir misyon üstlenmektedir. Bizler, merkezimizin yapılanmasını güçlendirerek bilimsel üretimi toplum sağlığına katkıya dönüştürmek istiyoruz. Akademik bilginin klinik uygulama ile harmanlandığı bir ‘Mükemmeliyet Merkezi’ olma gayretindeyiz. Fizyoterapi yalnızca hareketi yeniden kazandırmak değildir; insana umut vermektir, yaşam kalitesini yükseltmektir. Fakültemizin gelişimine ve Merkezimizin yapılanmasına verdikleri güçlü destek nedeniyle Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Saffet Köse’ye ve Rektör Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Yasin Bulduklu’ya şükranlarımı sunuyorum. Kongrenin düzenlenmesinde büyük emek harcayan düzenleme kuruluna, bilim kuruluna, değerli konuşmacılarımıza ve destek veren tüm kurum ve kuruluşlara, akademik ve idari personelimize, paydaşlarımıza, programa katılan siz değerli konuklarımıza içten teşekkürlerimi sunuyorum” şeklinde konuştu. 200’ü Aşkın Katılımcı ve Uygulamalı Eğitimler Kongrenin açılışında bölümün gelişim süreci ve program detayları hakkında bilgi veren Bölüm Başkanı Prof. Dr. İlknur Naz Gürşan, 2016 yılında kurulan bölümün genç ve dinamik kadrosuyla kısa sürede güçlü bir bilimsel ivme yakaladığını vurguladı. Prof. Dr. Gürşan, bölümün Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği tarafından 5 yıl süreyle akredite edilerek eğitim kalitesini tescillediğini paylaştı. Kongre programının zenginliğine değinen Prof. Dr. Gürşan, geleneksel yöntemlerin ötesine geçilerek geleceğin sağlık sistemine odaklanıldığını aktardı. Akademik başarıların sürdürülebilirliği için inovasyonun ve genç araştırmacıların desteklenmesinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gürşan, “Bu yıl ‘Eğitimden Klinik’e, Araştırmadan İnovasyona’ uzanan zengin bir içerik hazırladık. Geleceğin fizyoterapistlerinin sahip olması gereken yetkinliklerden yapay zekâ uygulamalarına, kronik ağrıdan spinal patolojilere kadar geniş bir perspektif sunuyoruz. Özellikle genç araştırmacıların ve öğrencilerin araştırma kültürüyle erken dönemde tanışmasını hedefleyen kongre programımıza, TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı projelerini de dahil ettik. Bilimsel etkileşimi sürdürülebilir kılmak adına, sunulan başarılı bildirileri üniversitemiz dergisinde yayımlayarak literatüre katkı sunmaya devam ediyoruz. İki yıldır 200’ün üzerinde katılımcıyla büyüyen bu kongrenin arkasında her detaya dokunan büyük bir emek var. TÜBİTAK 2223-B desteğiyle gerçekleştirilen bu organizasyon, bizler için ayrı bir motivasyon kaynağıdır. Kongremizin son gününde ise mesleki gelişime katkı sunacak olan beş farklı kursu, uygulama araştırma merkezimizde gerçekleştireceğiz. Bu güçlü kurumsal desteği sağlayan Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’ye, düzenleme kurulumuza ve organizasyonun görünmeyen yüzü olan özverili öğrencilerimize, kongremizi zenginleştiren değerli sponsorlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu. Bilimsel programın içeriğine dair detaylar paylaşan Prof. Dr. Gürşan, "Eğitimden Klinik’e, Araştırmadan İnovasyona" temasıyla hazırlanan panellerde; değişen sağlık sistemi doğrultusunda geleceğin fizyoterapistlerinin sahip olması gereken yetkinliklerden mezuniyet sonrası kariyer yolculuğuna, kronik ağrı yönetiminden spinal patolojilere kadar çok geniş bir yelpazede sunumlar yapılacağını ifade etti. Dijital Dönüşümden Telerehabilitasyona: Çok Yönlü Bilimsel İçerik Açılış konuşmalarının ardından "Geleceğin Fizyoterapistleri İçin Donanım Ne Olmalıdır?" başlıklı panele geçildi. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derya Özer Kaya ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehtap Malkoç’un oturum başkanı olarak yönettiği panelde; Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Aksu Yıldırım, “Geleceğin Fizyoterapisti: Değişen Koşullara Uyum Becerileri” başlıklı bir sunum yaptı. Kongrenin bilimsel programı; fizyoterapi ve rehabilitasyonun geleceğini şekillendiren en güncel temaları kapsayacak şekilde yapılandırıldı. İki gün boyunca sürecek oturumlarda; klinik karar verme süreçleri, kronik ağrı ve spinal patolojilere yönelik modern yaklaşımlar ile yenilikçi egzersiz stratejileri derinlemesine ele alınacak. Mesleğin teknolojik dönüşümünün masaya yatırılacağı kongrede; yapay zekâ uygulamaları, dijital ölçüm ve izleme teknolojileri ile telerehabilitasyon süreçleri multidisipliner bir bakış açısıyla tartışılacak. Programın son gününde İKÇÜ laboratuvarlarında gerçekleşecek beş farklı mesleki kurs ile katılımcıların pratik gelişimine katkı sunulacak. -
15.05.2026
Bilişim Dünyasının Kalbi Kuşadası’nda Attı
İKÇÜ Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Fuarı Kamu, Üniversite ve Teknoloji Dünyasını Bir Araya Getirdi İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Bilgi İşlem Daire Başkanlığı ev sahipliğinde T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı destekleriyle düzenlenen"2. Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Fuarı" Kuşadası’nda gerçekleştirilen resmi bir törenle bilişim dünyasının temsilcilerine kapılarını açtı. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, veri güvenliği, kamu bilişim altyapıları ve yerli yazılım teknolojileri alanlarında, Türkiye’nin dört bir yanından gelen bilişim profesyonellerini ve teknoloji firmalarını buluşturan organizasyon için düzenlenen resmi açılış törenine; İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Sektörler ve Kamu Yatırımı Genel Müdür Yardımcıları Mehmet Cem Fendoğlu ve Tolga Balcı, İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Bilgi İşlem Daire Başkanı Fatih Tunçez, üniversitelerden gelen rektörler, üst düzey yöneticiler, akademisyenler, kamu temsilcileri, yazılım ve donanım teknolojileri alanında faaliyet gösteren firmaların yöneticileri, bilişim uzmanları katıldı. Veri Güvenliği, Dijital Egemenliğin Temelidir Fuarın açılış konuşmasını gerçekleştiren İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, bilişim teknolojilerinin artık yalnızca teknik bir alan olmadığını, ülkelerin ekonomik bağımsızlığı, stratejik güvenliği ve toplumsal sürdürülebilirliği açısından kritik bir unsur haline geldiğini söyledi. Dijital çağda verinin en önemli güç unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Köse, özellikle kamu kurumları ve üniversitelerde kullanılan yazılım altyapılarının milli güvenlik perspektifiyle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Rektör Prof. Dr. Köse, “Bilindiği üzere bilişim sistemleri günümüzün olmazsa olmazları arasında yerini almış durumda ve özellikle yöneticiler açısından bu sistemler hem karar verme hem de kaynakları etkin kullanma açısından önemli işlevler sunuyor. Gelinen noktada her geçen gün değişen bu teknolojilere uyum sağlamak ve hatta yönetmek zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Bugün artık savaşlar yalnızca sahada değil; veri merkezlerinde, ağ sistemlerinde ve dijital platformlarda yürütülmektedir. Veriyi kontrol eden yapılar, ekonomik gücü, toplumsal yönlendirmeyi ve stratejik üstünlüğü de kontrol etmektedir. Bu nedenle dijital altyapılarımızın güvenliği, en az fiziki güvenlik kadar önemli hale gelmiştir. Özellikle üniversiteler gibi büyük veri üreten kurumların kullandığı sistemlerin milli güvenlik perspektifiyle ele alınması zorunluluktur. Her alanı etkisi altına alan yazılımların özellikle üniversite ve kamu kurumları açısından veri mahremiyeti çerçevesinde düşünülmesine ihtiyaç var. Biz İKÇÜ olarak geliştirdiğimiz Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi ile bu anlayışı merkeze alan güvenli ve sürdürülebilir bir dijital model ortaya koyduk. Bu sorumluluk anlayışı çerçevesinde Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile çıktığımız yolda bugün çok güçlü paydaşlara sahibiz ve Üniversite Bilgi Yönetim Sistemimiz güvenli mimarisi ile öğrenci, akademisyen, idari ve kurumsal süreçleri tek merkezde toplayan entegre bir dijital yönetim altyapısı sunmaktadır” dedi. Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi’nin yalnızca teknik bir otomasyon sistemi olmadığını belirten Rektör Prof. Dr. Köse, projenin üniversitelerde kurumsal hafıza oluşturan, süreçleri standardize eden ve karar alma mekanizmalarını güçlendiren kapsamlı bir dijital dönüşüm modeli sunduğunu ifade etti. Dijital Çağın Yeni Gücü: Entegre Veri Analitiği Sistemin akademik süreçlerden insan kaynaklarına, bütçe yönetiminden öğrenci işlerine kadar tüm yapıları entegre biçimde yönettiğini söyleyen Prof. Dr. Köse, özellikle veri temelli yönetim anlayışının üniversitelerde büyük bir dönüşüm başlattığını dile getirdi. Rektör Prof. Dr. Köse, “Sistem özellikle veri güvenliği, kurumsal hafıza ve veri analitiği açısından da yüksek öğretimimize önemli fırsatlar sağlamaktadır. Veri güvenliği açısından ÜBYS’nin sunduğu en önemli avantajlardan biri, tüm süreçlerin merkezi ve yetkilendirilmiş bir yapı üzerinden yönetme kabiliyetidir ve veriler ülkemiz içinde tutulmaktadır. Sistem; kullanıcı bazlı yetkilendirme, vekâlet mekanizması, elektronik belge süreçleri ve kimlik doğrulama altyapılarıyla işlem güvenliğini artırmaktadır. Özellikle sahteciliğin giderek yaygınlaştığı ve kolaylaştığı günümüzde bu mimari bize daha güvenli yönetme imkânı sunmaktadır. e-Devlet entegrasyonu, elektronik imza ve doğrulama sistemleri sayesinde kullanıcı erişimleri daha güvenlidir ve bu alanda da öncü bir rol üstlenmiştir. Artık kurumları sezgilerle değil verilerle yönetmek zorundayız. Üretilen her veri, doğru analiz edildiğinde yöneticilere çok güçlü bir karar destek mekanizması sunar. ÜBYS’nin Kurumsal Değerlendirme Modülü sayesinde üniversiteler akademik performanslarını, mali süreçlerini ve yönetsel verimliliklerini anlık olarak izleyebilmektedir. Özellikle büyük veri yönetimi açısından düşünüldüğünde, akademik ve idari süreçlerde veri tabanlı karar alma kültürü, öğrenci değerlendirmesi, kaynak ve bütçe kullanımı, tedarik yönetimi, bilimsel araştırma projelerinin performans analizleri, kurumsal raporlama ve YÖK entegrasyonlarının kolaylaştırılması gibi pek çok husus kolayca yönetilebilmektedir” diye konuştu. Gençlik ve Üretim Odaklı Dijital Ekosistem Gençlerin teknoloji üretiminde üstleneceği role de değinen Prof. Dr. Köse, Türkiye’nin dijital geleceğinin üniversitelerde yetişen nitelikli insan kaynağıyla şekilleneceğini belirtti. Teknolojik dönüşümde gençliğin üretim gücüne inandıklarını belirten Prof. Dr. Köse, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Biz gençlerimize güveniyoruz. Türkiye, tüketen değil üreten bir dijital ekosistem kurmak zorundadır. Üniversitelerimizin görevi yalnızca eğitim vermek değil; aynı zamanda teknoloji geliştiren, çözüm üreten ve ülkesine stratejik katkı sağlayan merkezler olmaktır. Veri güvenliği ve milli hedefler hassas noktamız ya da kırmızı çizgimizdir. Teknolojik dönüşümü, gençliğin üretim gücünü ve Türkiye’nin dijital geleceğini önemli görüyoruz ve bu noktada siz değerli paydaşlarımızla birlikte sürekli iyileştirme çabalarımızı durmadan devam ettiriyoruz. Bu fuarda da siz kıymetli paydaşlarımız ile sürekli temas yoluyla daha iyiyi nasıl yaparız onu arıyoruz” Kamu Kaynaklarında Tasarruf Dönemi ve Ölçek Ekonomisi: ÜBYS Başarısı Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Sektörler ve Kamu Yatırımı Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Cem Fendoğlu ise konuşmasında, ÜBYS’nin kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından son derece önemli bir model oluşturduğunu ifade etti. 2006 yılından sonra yükseköğretim sistemindeki genişleme ile birlikte bilgi işlem altyapılarına olan talebin arttığını belirten Fendoğlu, ÜBYS'nin bu noktada bir "ölçek ekonomisi" yarattığını ifade etti. Merkezi çözümlerin kamuda ciddi maliyet avantajı sağladığına değinen özellikle Üniversite Bilgi Yönetim Sisteminin (ÜBYS) mali ve stratejik avantajlarını paylaştı. Fendoğlu, "Mükerrer taleplerin arttığı görülünce, bilgi işlem altyapısına ilişkin hizmetlerin tek merkezden verilerek ölçek ekonomisinden faydalanılması, kamuda tasarruf sağlanması, bütçe ve personel eksikliği olan üniversitelerin ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla ulusal ölçekte bir Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaca yönelik olarak kısa adıyla ÜBYS projesi 2011 yılında başlamış, 2012 yılında Kamu Yatırım Programına dahil edilmiştir. ÜBYS, 36 entegre modülüyle üniversitelerin tüm akademik ve idari süreçlerini tek çatı altında toplayan başarılı bir milli yazılım örneğidir. Üniversitelerimizin her birinin ayrı sunucu kurulumu, yazılım alımı ve personel maliyetlerine katlanması yerine, hizmetlerin tek merkezden verilmesi kamuda büyük bir verimlilik de oluşturur. Bütçesel açıdan düşündüğümüzde; ÜBYS projesi ile kamu tasarrufu sağlanabilmektedir. ÜBYS modeli ortak altyapı yaklaşımıyla hem maliyetleri düşürmekte hem de standartlaşmayı sağlamaktadır. Bu yaklaşım, kamuda kaynakların daha etkin kullanılmasına önemli katkı sunmaktadır. Bugün kamu yönetiminde en önemli ihtiyaçlardan biri sağlıklı ve entegre veri üretimidir. ÜBYS projesindeki büyük veri sayesinde veriye dayalı politika üretme imkânı olabilecektir. İlerleyen aşamalarda ÜBYS’nin CBS, MEK-SİS, YÖK Atlas, YÖKSİS, SGK, İŞ-KUR, TÜİK gibi kamu veri sistemleriyle entegre çalışması halinde eğitim-istihdam bağlantısı başta olmak üzere pek çok alanda alınacak stratejik konularda karar vericilere yardımcı olacaktır” şeklinde konuştu. Sürdürülebilir ve Güvenli Dijital Yönetim Hedefi Başkanlık olarak önceliklerinin ÜBYS'nin kalitesini artırmak ve kullanımını tüm üniversitelere yaygınlaştırmak olduğunu ifade eden Fendoğlu, şu önemli bilgiyi paylaştı: " Amacımız yalnızca bir yazılımı yaygınlaştırmak değil; sürdürülebilir, güvenli ve ekonomik bir dijital yönetim modeli oluşturmaktır. Geçtiğimiz mart ayında tüm kamu üniversitelerimize resmi yazı göndererek mevcut bilgi yönetim sistemlerini ve harcamaları analiz etmeye başladık. Amacımız, en verimli ve sürdürülebilir çözümü tüm üniversitelerimizde hâkim kılmaktır. Fuarımızı düzenleyen İKÇÜ tarafından ulusal düzeyde “Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi (ÜBYS)”, “Bulut Bilişim Projesi” ve “Yükseköğretim Mekanları Yatırım Karar Destek Sistemi (Mek-Sis)” projeleri yürütülmektedir. Bu çalışmalar, sisteme dâhil olan üniversitelerin kurumsal kapasitesini artırmakta ve bilişim hizmetlerine erişimde kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlamaktadır. Her yazılım programı gibi ÜBYS’nin de gelişmeye açık yanları var. Kullanıcı üniversitelerimizin karşılaştığı sorunlara yönelik olarak halihazırda çözümler geliştirilmekle birlikte zamanında, kalıcı, sürdürülebilir çözümlerin İKÇÜ tarafından paydaşlarıyla birlikte gerçekleştirileceğine inanıyorum" dedi. İKÇÜ'nün Bilişimdeki İhtisaslaşmasına Destek İKÇÜ'nün "Yazılım Teknolojileri ve Bilişim" alanında ihtisaslaşmasının çok kıymetli olduğunu belirten Fendoğlu, tamamlanan "Bilgi İşlem Veri Merkezi Binası" ile üniversitenin bu alandaki kapasitesinin arttığını dile getirdi. Fendoğlu, “Diğer üniversitelerimizin de güçlü alanlarına yönelik ihtisaslaşmalarını istiyoruz ve teşvik ediyoruz. Bütçe planlamamızı da bu yönde yapıyoruz. Bununla birlikte, ihtisaslaşan Üniversitelerimizin sorumlulukları artıyor tabi. Bir alanda bir Üniversiteye ulusal ölçekli bir destek verdiğimizde ise o alanda ulusal koordinasyonun sağlanmasını ve diğer Üniversitelerimizin ilgili alandaki kapasitesinden de faydalanılmasını beklemekteyiz” diyerek konuşmasını, projeye emek veren Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu ve ÜBYS ekibine teşekkür ederek noktaladı ve paydaşların her türlü önerisine açık olduklarını, gelişimlerini desteklemeye hazır olduklarını yineledi. Ulusal Bir Marka Olarak ÜBYS’nin Dönüşüm Yolculuğu Açılış töreninde söz alan İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, ÜBYS’nin (Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi) ulusal ölçekte örnek gösterilen bir projeye dönüştüğünü belirtti. ÜBYS’nin bugün 24 devlet üniversitesinde aktif olarak kullanılan güçlü bir yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, çalıştaylardan fuar sürecine evrilen dönüşüm yolculuğunu özetledi. Prof. Dr. Bulduklu, “ÜBYS, bugün 24 devlet üniversitesi ile dev bir aile haline gelmiş ulusal bir markadır. Entegre ve bütçe dostu yapısının yanı sıra, kamu eliyle yüksek teknoloji üretilebileceğinin ve küresel rekabetle mücadele edilebileceğinin en somut ispatıdır. Teknoloji alanında dışa bağımlılığın konuşulduğu bir dönemde, kamu kurumlarının kendi insan kaynağıyla böylesine büyük bir yazılım ekosistemi oluşturabilmesi son derece değerlidir. Çünkü dijitalleşme yalnızca yazılım geliştirmek değildir. Aynı zamanda kurum kültürünü dönüştürmek, alışkanlıkları değiştirmek ve ortak bir yönetim anlayışı oluşturmak anlamına gelir. ÜBYS bugün bu anlamda Türkiye’nin en önemli yükseköğretim dijitalleşme projelerinden biri haline gelmiştir.2012 yılında başlayan bu proje, Strateji ve Bütçe Başkanlığımızın değerli destekleri ve paydaşlarımızın katkılarıyla ülkemizin ve yükseköğretimimizin stratejik hedeflerine katkı sunmaktadır ve sunmaya da devam edecektir. İlk başladığı zaman bir hayal gibi görünen projenin bugünkü noktaya ulaşmasında Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’nin ortaya koyduğu irade ve kararlı duruş son derece etkili olmuştur. Ben Sayın Rektörümüze bize verdiği kıymetli destekler için kalbi şükranlarımı sunuyorum” şeklinde konuştu. Açık İletişim ve Sürekli Gelişim Odaklı Destek Sistemi Yazılım süreçlerinin zorluğuna ve kurumsal alışkanlıkları değiştirmenin yarattığı dirence de dikkat çeken Prof. Dr. Bulduklu, İKÇÜ ÜBYS’nin başarısının arkasında "açık iletişim" ve "kararlı yönetim" olduğunu belirtti. Kullanıcı geri bildirimlerine verdikleri önemi vurgulayan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, “İKÇÜ ÜBYS, değerli paydaşlarımızın kıymetli katkıları sayesinde bu aşamaya geldi. Böylesine kapsamlı bir dönüşüm sürecini kamu mülkiyetinde, kamu kaynaklarıyla ve mevzuatıyla yönetmek zaman zaman aksaklıkları da ortaya çıkardı. Ama her bir aksaklığı eleştiriye kapalı değil, açık iletişim anlayışıyla ele aldık ve destek taleplerine daha hızlı yanıt verebilir bir sistemi inşa ettik. Ancak halen bu konuda yeterli olmadığımızın bilincindeyiz ve geliştirmeye, “sıfır sorun” anlayışı ile hizmet sunmaya çabalıyor ve ekibimizle birlikte gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz. Gece gündüz diyorum zira bizde mesai hiçbir zaman bitmiyor. Her an ulaşılabilir bir sistemi üniversite bilgi sistemlerinin bir zorunluluğu olarak gördük. Ayda yapılacak talep sayısını ya da sözleşme dönemindeki destek sayısını kısıtlamak yerine daha çok çalışmayı ilke edindik. Sizlerden gelen şikayetler sonrası çözüm merkezimizi, destek sistemlerimizi iyileştirdik. Bundan sonraki süreçte de iyileştirmelere devam edeceğiz. Her yıl düzenlenen fuarın amaçlarından biri de güçlü ve zayıf yönlerimizi görmek. Paydaşlarımızın geri dönüşlerine son derece önem veriyoruz ve emin olun sistemin geleceği nokta dün olduğu gibi bundan sonra da hepimizin emeğiyle şekillenecek. Çünkü kullanıcılarımızdan gelen her geri bildirimi bir gelişim fırsatı olarak görüyoruz. Biliyoruz ki güçlü sistemler, güçlü geri bildirim kültürüyle gelişir” diye konuştu. Dijital dönüşüm süreçlerinde ortak akıl ve iş birliğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, projeye katkı sağlayan tüm üniversitelere, teknik ekiplere ve kamu yöneticilerine teşekkür etti. Prof. Dr. Bulduklu, “Bu vesileyle ÜBYS sürecinde emeği geçen bilgi işlem ekibimize, teknik ekiplerimize, çözüm ortaklarımıza da teşekkür ediyorum. Bu yapıyı hayata geçiren ve ayakta tutan Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’ye, Strateji ve Bütçe Başkanlığı Sektörler ve Kamu Yatırımları Genel Müdür Yardımcısı Tolga Balcı’ya ve Cem Fendoğlu’na şükranlarımı sunuyorum. Bugün sorunsuz kullanan bütün üniversitelerimizde rektörlerimizin, daire başkanlarımızın ve ekiplerinin bize olan güveni başarıyı ortaya çıkardı. Ben bu noktada paydaş üniversitelerimizin kıymetli yöneticilerine de teşekkürlerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı. Bilgi İşlem Daire Başkanı Fatih Tunçez de T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının destekleriyle düzenlenen Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Fuarı'nın tüm katılımcılarına teşekkürlerini iletti. Geleceğin Bilişim Ekosistemi İçin Stratejik İş Birliği Açılış konuşmalarının ardından törene katılan protokol fuar alanındaki stantları ziyaret etti. İki gün sürecek organizasyonda, “Bulut Bilişim”, “Yapay Zekâ ve Büyük Veri”, “Siber Güvenlik ile Kurumsal Çözümler” başlıklı oturumlarda, kamu bilişim politikaları, üniversite-sanayi iş birliklerinin geliştirilmesine ve Türkiye’nin bilişim ekosistemine katkılar sunması bekleniyor. Yükseköğretimde dijitalleşme vizyonunun geliştirilmesi, kamu kurumlarında entegre yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması ve veri temelli yönetim anlayışının güçlendirilmesi hedefiyle sektör paydaşlarını bir araya getiren fuar; yerli ve milli teknoloji hamlesine katkı sağlayacak projeler, sürdürülebilir bilişim altyapıları ve güvenli veri yönetimi konularında Türkiye’nin dört bir yanından gelen akademisyenler, kamu yöneticileri, bilişim uzmanları ve sektör temsilcilerinin görüş alışverişinde bulunmasına imkân tanıyacak. -
12.05.2026
Kurumsal Akreditasyon Ara Değerlendirme Heyecanı
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), kalite odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda önemli bir eşiği daha geride bırakmaya hazırlanıyor. Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yürütülen 2026 Yılı Kurumsal Akreditasyon Programı (KAP) Ara Değerlendirme süreci kapsamında, YÖKAK tarafından görevlendirilen değerlendirme takımı 7-10 Haziran tarihleri arasında üniversiteyi ziyaret edecek. 2023 yılında Kurumsal Akreditasyon Programı’na dâhil olan ve bu süreci başarıyla tamamlayarak iki yıl süreyle akreditasyon almaya hak kazanan İKÇÜ, mevcut başarı grafiğini sürdürülebilir kılmak amacıyla hazırlıklarını titizlikle sürdürüyor. Hazırlık çalışmaları kapsamında, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş başkanlığında düzenlenen “İzleme ve Değerlendirme Toplantısı”na; Kalite Koordinatörü Doç. Dr. Funda İfakat Tengiz, dekanlar, enstitü ve yüksekokul müdürleri, daire başkanları ile akademik ve idari birimlerin kalite temsilcileri katıldı. Toplantıda, 2023 yılında elde edilen başarının ardından, akreditasyon süresinin 5 yıla (tam akreditasyon) tamamlanması için izlenecek stratejiler ele alındı. Açılışta konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, kalite güvence sistemini "canlı bir dinamik" olarak tanımlayarak, sürecin bir kurum kültürü haline geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Akbaş, “Zaman çok çabuk geçiyor; 2 yıllık süreci başarıyla geride bıraktık ve şimdi ara değerlendirme zamanı geldi. Program akreditasyon sayılarımızın artması ve birimlerimizdeki kalite farkındalığının yükselmesi, bu sürece ne kadar hazır olduğumuzun bir göstergesidir” dedi. Her Değerlendirme Özel Bir Hazırlık Gerektirir Ara değerlendirme sürecinin doğası gereği titiz bir çalışma gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Akbaş, kalite çalışmalarının sadece teknik bir süreç olmadığını vurgulayarak içselleştirme odaklı yol alınmasına işaret etti. Prof. Dr. Akbaş, “Değerlendirmelerin her biri özel hazırlık gerektiriyor. Biz hazırlıklarımızı büyük ölçüde tamamladık. Kalite Koordinatörlüğümüz, komisyonumuz ve birim ekiplerimiz bugüne kadar istikrarlı bir çalışma yürüttü. Ancak unutmamalıyız ki ne kadar iyi olursak olalım, her sınavın kendine has özellikleri vardır ve özel bir hazırlık gerektirir. Mekanizmalarımızın nasıl işlediğini yeniden gözden geçirmek ve kurumsal farkındalığımızı en üst seviyeye çıkarmak zorundayız. Kalite güvence sistemi, sadece belirli periyotlarda hatırlanan bir dosya hazırlama süreci değil; eğitimden araştırmaya, idari süreçlerden öğrenci memnuniyetine kadar her alanda içselleştirmemiz gereken bir kültürdür. Bu kültür, en küçük birimimizden en üst yönetimimize kadar aynı kararlılıkla sahiplenildiği ölçüde kurumsal düzeyde bir anlam kazanacaktır. Bizim asıl başarımız, kaliteyi birimlerimizin rutin işleyişi içerisinde doğal bir akışı haline getirebilmektir. Kurumsal akreditasyon da bu kültürel dönüşümün en somut tescilidir” diye konuştu. Değerlendirme Tarihi: 7-10 Haziran YÖKAK heyetinin ziyaret tarihlerinin final sınavları dönemine rastladığına dikkat çeken Prof. Dr. Akbaş, bu sürecin yönetiminde hassasiyet beklediklerini ifade etti. Acil olmayan izin ve görevlendirmelerin ertelenmesi gerektiğini hatırlatan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Akbaş, “Enerjimizi bu tarihlerde tamamen akreditasyon sürecine yoğunlaştırmalıyız. Saha ziyaretleri sırasında sınav veya benzeri mazeretlerin değerlendirme sürecine olumsuz yansımaması için tüm birimlerimizin süreci hassasiyetle takip etmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu. Gelecek Vizyonu: 3 Yıl Daha Ekleyerek Tam Akreditasyon İKÇÜ’nün kalite yolculuğundaki temel hedefin üniversiteyi her zaman bir adım ileriye taşımak olduğunu belirten Rektör Yardımcısı Akbaş, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:"Ara değerlendirme sonucunda mevcut akreditasyonumuza 3 yıl daha ekleyerek tam akreditasyon hedefine ulaşmak istiyoruz. Bu başarı, İKÇÜ’nün eğitimde kalite standartlarını uluslararası düzeye taşıma kararlılığının bir tescili olacaktır. Bu, üniversitemizi bir adım daha ileriye götürecek temel vizyonumuzdur. Sürecin yürütülmesini en başından itibaren titizlikle takip eden, İKÇÜ’nün bu stratejik amacına ulaşmasında katkıları olan değerli akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum.” Her Yıl Yeni Başarı Hikâyeleri Kalite yolculuğundaki tam akreditasyon hedefini vurgulayan Kalite Koordinatörü Doç. Dr. Funda İfakat Tengiz ise İKÇÜ’nün kaliteye bakış açısı ve kurumsal kararlılığının somut çıktısının akredite edilen program sayılarındaki artış olduğunu aktardı. Doç. Dr. Tengiz, “Kalite, üst yönetimimizin liderliğinde, Kalite Koordinatörlüğümüz, komisyonlarımız ve tüm birimlerimizin eş güdümüyle yürütülen yaşayan bir sistemdir. Temel dayanağımız olan PUKÖ (Planla, Uygula, Kontrol Et, Önlem Al) döngüsünü, YÖKAK’ın liderlik, eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve toplumsal katkıdan oluşan dört temel alanında eksiksiz işletiyoruz. Akredite program sayımızdaki istikrarlı artış, üniversitemiz genelinde toplam akredite program sayımızın 15’e ulaşmış olması bizler için çok önemli göstergeler. Her yeni akredite program, sadece o bölümün değil, tüm üniversitemizin başarı grafiğini yukarı taşımakta; tam akreditasyon hedefimize giden yolda bizlere rehberlik etmektedir. Üniversitemizin anayasası niteliğindeki 2025-2029 Stratejik Planımız, tüm paydaşlarımızın ortak aklı ve vizyonuyla şekillendi. Bu plan doğrultusunda güncellediğimiz kalite politika belgelerimiz, attığımız her adımın rehberidir. Birimlerimizin gerçekleştirdiği her faaliyetin dokümante edilmesi, kanıtlandırılması ve iyileştirme süreçlerine dâhil edilmesi, tam akreditasyona giden yolda en büyük gücümüzdür. 2025-2029 dönemini kapsayan 'Sürekli İyileştirme Planımız', dinamik yapısıyla her yıl yeni başarı hikâyeleriyle zenginleşmeye devam etmektedir. 'Yönetimin Gözden Geçirmesi' (YGG) toplantılarında alınan kararların sahadaki yansımalarını titizlikle takip ediyoruz. Kurumsal İç Değerlendirme Raporu (KİDR) ve birim iç değerlendirme raporlarımız, bu sürecin aynasıdır" diye konuştu. Konuşmasını yoğun çalışma temposunda emeği geçen tüm personele teşekkür ederek tamamlayan Doç. Dr. Tengiz, "Bu yoğun çalışma süreci, İKÇÜ’nün topluma ve öğrencilerine olan kalite sözüdür. İnanıyorum ki bu ortak çaba, üniversitemizi hak ettiği tam akreditasyon başarısına ulaştıracaktır. Bu süreçte emeği geçen, kaliteyi bir görevden öte bir sorumluluk olarak gören tüm akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum" dedi. -
12.05.2026
Geleceğin Diplomasisi ve Stratejik Vizyon
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Uluslararası İlişkiler Topluluğu tarafından hazırlanan, Gençlik ve Spor Bakanlığı Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı (ÜNİDES) kapsamında desteklenen "Uluslararası İlişkiler Zirvesi" düzenlendi. Zirvede, duayen diplomatlar tecrübelerini paylaşırken; dijital diplomasiden yapay zekâya, siber güvenlikten küresel adalet arayışına kadar geleceğin dış politika vizyonu masaya yatırıldı. Gençlerin Sosyal Sermayesi Ülkenin Geleceğidir Programın açılışında konuşan İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, ÜNİDES projelerinin gençlerin sosyal sermayesini ve koordinasyon becerilerini geliştirdiğini vurguladı. Hayata geçirilen projelerin gençlerin tarihsel hafızasını güçlendirerek küresel konjonktürde etkili birer aktör haline getirdiğine değinen Prof. Dr. Köse, "ÜNİDES sayesinde topluluklarımız fikirlerini çıktıya dönüştürebiliyor; planlama, uygulama ve değerlendirme aşamalarında stratejik bir bakış kazanıyorlar. Bu süreç, öğrencilerimizin sosyal sorumluluk sahibi, ekip çalışmasına yatkın ve koordinasyon becerisi yüksek bireyler olarak yetişmesine katkı sağlıyor. Tüm aşamalarda farklı disiplinlerle etkileşim, koordinasyon becerisi, kültürel faaliyetlere ve sosyal projelere yönelik farkındalık gibi niteliklerle de donanıyorlar. Bugün de bu projelerden biri kapsamında bir araya gelmiş bulunuyoruz ve çağımızın en stratejik konularından birini ele alıyoruz. Geleceğin diplomatlarını, akademisyenlerini, stratejistlerini, karar alıcılarını ve kanaat önderlerini deneyimli diplomatlarla bir araya getiriyoruz. Gençlerimizin tarihsel hafızaya sahip, dünyayı doğru okuyabilen ve iletişim becerileri güçlü bireyler olarak yetişmesi, bizi dünya konjonktürü içerisinde daha güçlü kılacaktır ” dedi. Diplomaside "Nezaket ve Zarafet" Vurgusu Küresel siyasetin karmaşık yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Saffet Köse, diplomatik ilişkilerin ahlaki bir zeminde yürütülmesinin önemine değindi. Günümüzde savaşlar, enerji krizleri ve dijital dönüşümün etkisiyle sarsılan dünyada, devletler arası ilişkilerin bir kuralı olması gerektiğini belirten Rektör Prof. Dr. Köse, " Ulusların ilişkilerinin karmaşık bir yapıya büründüğü, deyim yerindeyse saraydan devlet başkanlarının kaçırıldığı bir dönemde diplomatik ilişkilerin nezaket çerçevesinde yürütülmesi son derece kıymetli. Zarafet hususunun ve nezaket çerçevesinin altını çizmek isterim. İnsanlığın ortak vicdanının, küresel adalet arayışının, barış idealinin ve medeniyet tasavvurunun da merkezinde esasen nezaket ve zarafet yer alıyor. İçinde yaşadığımız ve savaşların, göç hareketlerinin, enerji krizlerinin, iklim değişikliğinin, dijital dönüşümün ve bilgi savaşlarının hâkim olduğu bu dünya devletleri arası ilişkilerin bir kuralının ve ahlakının olmasını zorunlu kılmaktadır. Uluslararası ilişkiler, iki devletin ilişkisinin çok ötesinde bir boyuta sahip ve bizim geçmişteki bu anlayışı yaşatma mecburiyetimiz var. Sadece siyaset bilimi bilmek yetmez; gençlerimizin artık enerji jeopolitiğinden dijital diplomasiye, iklim değişikliğinden gıda güvenliğine kadar geniş bir yelpazede uzmanlaşması gerekir. Dezenformasyonun hâkim olduğu bir çağda Geleceğin diplomatları ve stratejistleri "bilgi savaşlarına" karşı uyanık olmalı, zihinlerinde tarihsel bir bilinç, kalplerinde küresel adalet arayışı ve dillerinde barışın zarafetiyle yola çıkmalıdır. İKÇÜ’deki bu zirve gibi platformlar, gençlerin bu ağır ama onurlu sorumluluğu omuzlamaları için atılmış en somut adımlardan biridir. Türkiye’nin geleceği, dünyayı sadece izleyen değil, dünyanın gidişatına "adalet" mührünü vuran bir neslin ellerinde yükselecektir” ifadelerini kullandı. Kaba Kuvvete Karşı Küresel İş Birliği Şart Uluslararası İlişkiler Zirvesi’nde konuşan Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, küresel sistemdeki krizlere dikkat çekerek gençlere seslendi: “Savaşlar bile diplomasi masasında sona erer.” Günümüz dünyasının geçtiği sancılı değişim sürecini ve Türkiye’nin bu süreçteki kilit rolünü analiz eden Büyükelçi, dünyanın siyasi, ekonomik ve teknolojik anlamda kapsamlı bir dönüşümden geçtiğini belirtti. Mevcut tabloyu "karanlık" olarak nitelendiren Büyükelçi Kebapçıoğlu, "Hukukun yerine kaba kuvvetin, barışın yerine neredeyse savaşın geçtiği bir dünya oluşuyor. Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, Gazze’de yaşananlar, Afrika ve Ortadoğu’daki çatışmalar sanki dünyayı bir alev topuna çevirmiş durumda. Küresel iletişim mekanizmalarının yetersizliği ve uluslararası örgütlerin uğradığı itibar kaybı, özellikle çatışma bölgelerinde insanlık krizlerini derinleştiriyor. Barış, iş birliği ve küresel diplomasinin 'okulu' olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın, bugünün anlaşmazlıklarını çözme noktasında etkili olduğunu söylemek maalesef pek mümkün değil. Herkes bu durumu eleştiriyor ancak çözüm için küresel bir iş birliği şart. İşte bu yüzden Türkiye, BM ve Güvenlik Konseyi’nin küresel barışa göre reforme edilmesi için mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir" ifadelerini kullandı. Temel Güç, Siz Gençlerin Vizyonu ve Enerjisidir Teknolojik gelişmelerin hızı karşısında diplomasinin de kabuk değiştirdiğini ifade eden Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapçıoğlu, yapay zekâ ve kuantum teknolojilerinin artık dış politikanın ana gündem maddeleri olduğunu belirtti. Dünyadaki bilginin her 5 günde bir 2 bin kat arttığını, gençlerin bu baş döndürücü hıza uyum sağlama yeteneğinin Türkiye için büyük bir şans olduğunu dile getiren Büyükelçi Kebapçıoğlu, gençlere olan güvenini vurgulayarak sözlerini tamamladı. "Oldukça karanlık bir tablo çizdiğimin farkındayım ama umutsuz değilim; çünkü siz varsınız. Dünyamızı, insanlığı ve doğayı yeniden barış içinde yaşanabilir hale getirecek olan temel güç, siz gençlerin vizyonu ve enerjisidir. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 'Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır' sözünü hiçbir zaman unutmamalıyız; bizlere umutsuzluk yakışmaz. Dünyanın pek çok farklı coğrafyasında görev yapmış bir diplomat olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; diplomasinin uzun vadede çözemeyeceği hiçbir sorun yoktur. En şiddetli savaşlar bile en sonunda diplomasi masasında, güçlü aktörler tarafından sona erdirilir. Savaşları başlatan hırslar olsa da, onları nihayete erdirecek olan sizler gibi donanımlı ve barışa inanan güçlü aktörlerin diplomasi masasındaki iradesi olacaktır." Yapay Zekâ ve Siber Diplomasi Yeni Odak Noktamız Zirvenin akademik çerçevesini çizen İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Ünal, günümüzde uluslararası ilişkiler disiplininin; hukuktan yapay zekâya, ekonomiden güvenliğe kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsadığını vurguladı. Çağımızın sorunlarını anlamak için disiplinlerarası bir bakış açısının zorunlu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ünal, zirve kapsamında gerçekleştirilecek dört ana oturuma dikkat çekti. Klasik diplomasiden siber diplomasiye, deniz ve insan hakları hukukundan yapay zekânın jeopolitik etkilerine kadar stratejik konuların ele alınacağını belirten Dekan Prof. Dr. Ünal, "Üniversiteler sadece bilgi aktaran değil, düşünce üreten ve tartışma kültürünü geliştiren entelektüel alanlardır. Gençlerimizin teorik bilgiyi analiz ve eleştirel değerlendirme becerileriyle harmanlaması, geleceğin dünyasında onları bir adım öne çıkaracaktır. Dünyayı okuyabilen, karmaşık sorunlar karşısında stratejik çözümler üretebilen ve etik değerleri pusula edinen bireyler, ancak bu tür özgürlükçü ve üretken akademik ortamlarda yetişir. Gençlerin bu organizasyonlarda sorumluluk alması, onların sadece "geleceğe hazırlanmasını" değil, geleceği bizzat "inşa etmeye başlamasını" sağlar. Akademik zirveler ve projeler; öğrencinin ders kitabında okuduğu teorik bir stratejiyi, gerçek bir diplomatla tartışarak veya bir kriz simülasyonunda kullanarak "yaşayan bir deneyime" dönüştürmesini sağlar. Zirvemizin ilk oturumunda siber diplomasi ve yeni nesil araçları, ardından deniz ve insan hakları hukukunu, üçüncü olarak ise yapay zekânın küresel güç rekabetine etkilerini ele alıyoruz. Bu vesileyle zirvenin düzenlenmesinde emeği geçen Uluslararası İlişkiler Topluluğu öğrencilerimizi, danışman akademisyenlerimizi ve katkı sağlayan herkesi tebrik ediyorum. Aynı zamanda bugün burada bulunan tüm konuşmacılarımıza bilgi ve deneyimlerini öğrencilerimizle paylaşacakları için teşekkür ediyor; katılımcılarımızın bu zirveden yeni fikirler, yeni perspektifler ve güçlü akademik kazanımlarla ayrılmalarını temenni ediyorum” diye konuştu. Kurumsal Dayanışma ve Gençlik Vizyonu Zirvenin topluluk danışmanlığını yürüten İKÇÜ İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Didem Buhari, savaşların ve küresel krizlerin yaşandığı bu zorlu çağda gençlerin ortaya koyduğu vizyonun hayati önem taşıdığını vurguladı. Gençlerin diplomasiden yapay zekâya, hukuktan küreselleşmeye kadar geniş bir yelpazede sürece yön vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Buhari, zirvenin hayata geçirilmesindeki kurumsal dayanışmaya dikkat çekti. Zirveye destek olan başta Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu olmak üzere, İİBF Dekanı Prof. Dr. Sevtap Ünal, Bölüm Başkanı Prof. Dr. Eylem Özdemir ve üniversitenin tüm idari birimlerine teşekkürlerini sunan Buhari, "Savaşların kol gezdiği bu çağda, gençlerimizin bizlere katacağı vizyon ve küresel aktörlük yolundaki kararlılıkları en büyük motivasyon kaynağımızdır. Katılımcıların buradaki varlığı, bu akademik çabayı taçlandırmıştır" dedi. Zirvenin ev sahipliğini üstlenen İKÇÜ Uluslararası İlişkiler Topluluğu adına konuşan Topluluk Başkanı Arda Vardanilli ve proje koordinatörü olan yönetim kurulu üyesi İpek Doğusoy, 2025-2026 eğitim-öğretim yılının en kapsamlı etkinliğini hayata geçirmenin gururunu yaşadıklarını belirttiler. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ÜNİDES desteğiyle projelerini çıktıya dönüştürme fırsatı bulduklarını, proje yazım sürecinden uygulama aşamasına kadar büyük bir özveriyle çalıştıklarını belirten topluluk temsilcileri; başta danışmanları Prof. Dr. Didem Buhari olmak üzere, proje ekibinde yer alan Fecri Ergin, Melike Demiroğlu ve tüm koordinasyon ekibine teşekkürlerini ilettiler. Duayen Diplomattan Gençlere Stratejik Reçete Protokol konuşmalarının ardından zirvenin ilk oturumuna geçildi. Oturum başkanlığını İKÇÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve Avrupa Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Sedef Eylemer’in üstlendiği "Diplomasi" başlığıyla gerçekleştirilen oturumda, Emekli Büyükelçi Ümit Yalçın, sahip olduğu derin diplomatik tecrübeleri genç diplomat adaylarıyla paylaştı. "Diplomasi En Düşük Maliyetli Barış Yöntemidir" Konuşmasına diplomasinin tarihsel evrimine değinerek başlayan Ümit Yalçın; iletişimin, çıkarları korumanın ve temsilin bir ihtiyaç olarak insanlık tarihiyle başladığını vurguladı. Savaşın maliyetine kıyasla diplomasinin en ekonomik çözüm yolu olduğunu belirten Yalçın, "Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, müzakere masasında bir insanın bakışındaki samimiyeti, zekayı ve stratejik esnekliği yapay zekâya devredemezsiniz. Post-modern bir diplomasiye evrileceğiz, siber alanı kullanacağız ama diplomatın varlığı her zaman baki kalacaktır" dedi. Türkiye, Dünyanın En Büyük 3. Diplomatik Ağı Bulunan Ülke Türkiye’nin dış politikadaki erişim gücüne dair veriler paylaşan Yalçın, Türkiye’nin Çin ve ABD’nin ardından 264 temsilcilikle dünyada en fazla temsilciliği bulunan 3. ülke konumuna yükseldiğini, Afrika’nın 44 ülkesinde dalgalanan Türk bayrağının, ülkemizin yumuşak gücünün ve ticari ağının en büyük teminatı olduğunu hatırlattı Stratejik Hamleler: Brexit ve Londra-Ankara Hattı Soru-cevap bölümünde Londra Büyükelçiliği dönemindeki Brexit sürecine değinen Yalçın, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) önemini tarihî anekdotları ile gençlerle paylaştı. Yalçın, "Birleşik Krallık AB'den ayrıldığı gecenin sabahında, Türkiye ile Serbest Ticaret Anlaşması devreye girdi. Bu, İngiltere’nin ayrılık sonrası imzaladığı ilk anlaşmaydı. Hiçbir aksama yaşanmadan ihracatçımızın önünü açan bu süreç, Türk dışişleri ve ticaret diplomasisinin sessiz ama devasa bir başarısıdır." Yalçın ayrıca, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son Londra ziyaretindeki "Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi"nin önemine değinerek; iki ülkenin AB dışından Avrupa güvenliğine ve Transatlantik ilişkilerine güçlü bir mesaj verdiğini belirtti. "2x2=5 Dediklerinde Çözüm Üretmektir Diplomasi" Diplomatın devlet terbiyesini ve uygulama tekniğini çarpıcı bir örnekle anlatan Yalçın: “Diplomat, hükümetin belirlediği kulvarda yürür. Size '2x2=4 ama git bunu karşı tarafa 5 olarak kabul ettir' dediklerinde, tecrübeniz ve ikna kabiliyetinizle o sonucu zarafetle almanız gerekir. Diplomasi masaya vurmak değil, karşıdakini nezaketle ikna etme sanatıdır." G20 ve Uluslararası Örgütlerde Siyasi Kurgu Uluslararası örgütlerin yapısına dair soruları yanıtlayan Yalçın, G20 gibi oluşumlarda sadece ekonomik kriterlerin değil, küresel konjonktürde de belirleyici olduğunu ifade etti. Hollanda örneği üzerinden giderek, küresel grupların her zaman matematiksel değil, stratejik ve siyasi tercihlerle şekillendiğinin altını çizen Büyükelçi Yalçın "Hollanda neden G20’de yok da Güney Afrika var? Veya Macaristan neden AB’de? Bunlar teknik verilerden ziyade siyasi tercihlerdir. G20, belirli ekonomik büyüklüklere hitap etse de nihayetinde dönemsel ve siyasi bir kurgudur." Programa katkı veren katılımcılara teşekkür belgelerinin de takdim edildiği zirve, uluslararası ilişkilerin yeni cephelerini mercek altına alan diğer panel oturumlarıyla devam etti. Siber diplomasiden insan hakları hukukuna kadar güncel başlıkların ele alındığı diğer panel oturumları ile devam eden program, öğrencilere kapsamlı bir perspektif sundu. -
08.05.2026
Kadim Mirasa Genç Dokunuş
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), Vakıflar Haftası kapsamında düzenlenen özel bir programla kadim vakıf medeniyetinin önemini ele aldı. Akademik perspektif ile öğrenci vizyonunu buluşturan etkinlikte, vakıf kültürünün bir "zarafet ve vicdan mirası" olduğu vurgulandı. Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı (SKS) bünyesindeki Vakıf Kültürü Topluluğu üyesi öğrenciler tarafından düzenlenen etkinlikte; akademik perspektif, gençlerin vizyonu ve somut projeler bir araya geldi. Etkinliğe, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Doğan, İzmir Vakıflar Bölge Müdür Yardımcısı Musa Özgür Tunalı, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı Doç. Dr. Yeliz Doğru, Vakıf Kültürü Topluluğu Başkanı Emre Elmacı, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Kılcal Damarlara Ulaşan Merhamet İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Vakıflar Haftası açılış programında yaptığı konuşmada, vakıf geleneğinin bir "sosyal hizmet" zorunluluğundan ziyade bir "zarafet ve vicdan" mirası olduğunu vurguladı. Türk-İslam medeniyetinde vakıf kültürünün toplumsal dayanışmadaki hayati rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Batı literatüründeki "sosyal hizmet" kavramının oldukça geç geliştiğini hatırlatarak; Anadolu coğrafyasında bu hizmetin binlerce yıldır vakıflar aracılığıyla devlet geleneğinin bir parçası olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Bulduklu, “Vakıflar, toplumsal dayanışmayı bir bürokrasi meselesi olmaktan çıkarıp bir gönül işine dönüştürmüştür. Devletin ulaşamadığı kılcal damarlara vakıflar girmiş; eğitimden sağlığa, aşevlerinden kütüphanelere kadar hayatın her alanını katkıda bulunmuştur. Vakıf kültürü, Türk-İslam medeniyetinin sadece bir "yardımlaşma kurumu" değil, aynı zamanda hayata bakış açısını belirleyen estetik ve ahlaki bir zirvedir. Bu kadim mirasın temelinde yatan en önemli unsur fikrin zarafetidir. Batı dünyasında sosyal devlet ve sosyal hizmet kavramları, sanayi devrimi sonrası doğan krizleri çözmek adına "mecburiyetten" ve oldukça geç gelişmiş kurumlardır. Oysa bizim medeniyetimizde sosyal hizmet, bir mecburiyetten ziyade devlet olmanın asli geleneğidir. Dayanışma, resmi evrakların soğukluğunda değil, vakıf eserlerinin samimiyetinde şekillenmiştir. Devletin merkezden ulaşamadığı en ücra noktalara, bir vakıf insanı el uzatmış; eğitimi, sağlığı ve kütüphaneyi hayatın doğal bir parçası haline getirmiştir” dedi. Sürdürülebilirliğin Kadim Kodu Medeniyetin asli unsuru olarak Türk - İslam geleneğindeki vakıf kurumunun köklü yapısının sadece insanı merkeze alan dar bir hümanizmle sınırlı olmadığını, "Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek" düsturuyla şekillendiğini aktaran Prof. Dr. Yasin Bulduklu; sadece insanı değil, tüm canlıları ve çevreyi önceleyen bir bakış açısına sahip olan bu kültürel kodun, bugünün "sürdürülebilirlik" ve "çevre koruma" kavramlarını yüzyıllar öncesinden hayata geçirmiş hali olduğunu söyledi. Prof. Dr. Bulduklu, “Göç yollarındaki leylekleri düşünen, kışın aç kalan kurtları besleyen vakıflar, hizmet erbabının kırdığı eşyayı tazmin ederek çalışanın onurunu koruyan vakıflara kadar uzanan muazzam bir zarafet geçmişine sahibiz. Bu sadece bir yardım faaliyeti değil, toplumsal bir psikoterapi ve fikrin zarafetidir. Bu bakış açısı ekolojik bir bilinci binlerce yıl öncesinden inşa etmiştir. Nesnelerden insanlara, hayvanlardan doğaya kadar uzanan bu koruma kalkanı, aslında bugünkü sürdürülebilirlik tartışmalarının çok daha zarif ve köklü bir karşılığıdır” diye konuştu. Para Değil, Zarafet ve Vicdan Bağışlamak İKÇÜ olarak bu bilinci gelecek nesillere aktarmayı bir borç bildiklerini söyleyen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, kurumsallaşmış bir merhamet hareketi olan vakıfların yaşatılmasının sadece bir görev değil, aynı zamanda medeniyetimize karşı bir sorumluluk olduğunun altını çizdi. Somut kültürel mirasın korunması noktasındaki eksikliklere de değinen Prof. Dr. Bulduklu, “Vakıf kültürü; sadece para bağışlamak değil, zarafet ve vicdan bağışlamaktır. Bugünün betonlaşan ve dijitalleşen dünyasında en büyük sığınağımız bu zarafet fikridir. Bu coğrafyada pek çok medeniyet inşa edilmiş ama çok azı bugüne gelebilmiş. Bir yerleşim yerine gidiyorsunuz, mimari bir yapının sadece duvarı kalmış. Orayı aslına uygun restore etmek yerine, önüne PVC pencereli betonarme bina yapmışlar. Bunu yapanlar da bizleriz. Avrupa’daki şehirlerin yüzyıllardır korunan dokusu, bir "aidiyet" bilincinin ürünüdür. Betonlaşan şehirlerin ve ruhsuzlaşan modern hayatın içinde, vakıf geleneğinin "zarafet temalı" hatırlatması en güvenli sığınağımız olmalıdır. Bu kadim geçmişe sahip çıkmak, bir tarih merakından öte, medeniyetimize karşı bir sorumluluktur. Gençlerimizden en büyük beklentimiz bu zarafete sahip çıkması, yarının şehirlerini, sanatını ve toplumsal ilişkilerini bu köklü mirastan aldığı ilhamla kurması, vakıf geleneğini sadece bir "tarih dersi" olarak değil, modern dünyaya uyarlanacak bir "gelecek vizyonu" olarak görmesidir. Gençlerimizin bu işe sahip çıkması, geleceğimizi insanca inşa etmemizin tek yoludur. Üniversitelerdeki öğrenci toplulukları ve paydaşlarla yürütülen projelerle bu gibi organizasyonlarla bu kültürün canlı tutulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü dününü unutanlar, yarını hayal edemezler” dedi. "Öncülerin Topluluğu" Gençler Görev Başında Programda konuşan "Öncülerin topluluğu" olarak yalnızca bir öğrenci oluşumu değil, fikir üreten ve değer inşa eden bir yapı olduklarını ifade eden Vakıf Kültürü Topluluğu Başkanı Emre Elmacı, gençlerin geçmiş ile gelecek arasında kuracağı köprünün stratejik bir sorumluluk olduğunu aktardı. Bu yıl ki temalarını "Vakıf Medeniyeti: Mimari ve Zarafet" olarak belirlediklerini, 1048'den bu yana şekillenen bu geleneği günümüzün sosyal ihtiyaçlarına çözüm üreten bir sistem olarak yeniden yorumladıklarını söyleyen topluluk başkanı Elmacı, etkinliklerinin somut projelerle hayat bulmasından memnuniyet duyduklarını kaydetti. Elmacı, programın içeriğine dair şu bilgileri paylaştı: " Vakıf sadece geçmişten kalan bir miras değil, geleceğe bırakılacak en güçlü imzadır. Bizler yalnızca bugünü değil, yarını inşa etme iddiasıyla yola çıktık. Medeniyetimizin ruhunu yansıtan bu zarafet anlayışını korumak bizim için bir zorunluluktur. Üniversitemizin ‘Farkındayız, farklıyız’ sloganından ilham alarak; üniversitemizde bir öğrenci topluluğu tarafından ilk kez hayata geçirilen kütüphanenin açılışını gerçekleştiriyoruz. SKS koridorunda konumlandırılan bu alan, arkadaşlarımız için üretken bir ortam sunacak. Ayrıca vakıf kültürünü deneyimleyeceğimiz bir 'Vakıf Sokağı' oluşturduk, fotoğraf yarışması sergimizi açtık ve akademik panellerimizle bu kültürü tartışacağız. Vakıf kültürünü sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak görüyoruz. Biz gençler, omuzlarımızdaki köprü kurma sorumluluğunun bilincindeyiz” dedi. Vakfın Kökleri Uygurlara Dayanıyor Konuşmaların ardından Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Türk İslam Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersel Çağlıtütüncigil ’in Türk vakıf geleneğinin tarihsel derinliğini ve günümüzdeki yansımalarını ele aldığı “'Kültür Varlıklarının Korunmasında Vakıf Geleneğinin Rolü: Korunma, Yaşatma ve Süreklilik' başlıklı konferansına geçildi. Vakıf sisteminin yalnızca bir hayır işi değil, Türk medeniyetinin varlığını sürdürmesini sağlayan devasa bir ekonomik ve kültürel ekosistem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersel Çağlıtütüncigil, vakıf geleneğinin sanılanın aksine İslamiyet öncesi Uygurlara kadar uzandığını bilimsel verilerle ortaya koydu. Doğu Türkistan’daki mağaralarda bulunan 2.000 yıllık Uygurca vakfiye belgelerinin bugün Berlin Müzesi’nde sergilendiğini hatırlatan Çağlıtütüncigil; Türklerin kadim bir yardım ve bağış kültürüne (viharlar ve tapınaklar üzerinden) sahip olduğunu, bu sistemin Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu yoluyla Anadolu’ya ve Balkanlar’a ulaştığını ifade etti. Geleneğimizi Güncelleyemezsek, Kendi Mirasımızı Başkasından Tüketiriz Türk coğrafyasının Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan devasa bir arkeolojik hazine olduğunu belirten Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, bu zenginliğin uzun yıllar yabancı seyyah ve araştırmacıların tekelinde kaldığına dikkat çekti. Günümüzde ise bu mirası araştıracak akademik yetkinliğe ulaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, "Gelenek" ve "Güncellik" arasındaki bağın kopmaması gerektiğini şu sözlerle dile getirdi: "Eğer geleneğinizi güncelleyemiyorsanız sorun yaşıyorsunuz demektir. Bugün gittiğiniz devasa alışveriş merkezleri Osmanlı’daki Kapalıçarşı’nın, şehirlerarası yollardaki dinlenme tesisleri ise Selçuklu kervansaraylarının modern bir kopyasıdır. İşlevsel olarak hiçbir farkı yoktur. Eğer biz bu geleneği tanımaz ve güncelleyemezsek; dünya bize bunu 'yeni bir keşif' gibi sunar ve biz de kendi öz mirasımızı başkasının icadıymış gibi büyük bir iştahla tüketiriz.” Konuşmasında restorasyon yanlışlarına ve kültürel varlıkların korunmasına dair hayati uyarılarda bulunan Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, arkeolojik verinin hassasiyetine vurgu yaparak; "Bizler küçük bir kiremit parçasından, bir isimden yola çıkarak koca bir yerleşkeyi keşfedebiliyoruz. Eğer restorasyon sırasında 'bu sadece bir taş' deyip o izi yok ederseniz, bir sonraki neslin o hikâyeyi öğrenme şansını elinden alırsınız. Vakıf eserlerini korumak sadece fiziki bir tamirat değil, modern koruma ilkeleriyle o tarihi veriyi geleceğe nakletmektir" ifadelerini kullandı. Vakfiyelerin korunmasına verilen önemi tarihi bir örnekle ifade eden Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, Amasya’daki bir vakfiye kitabesinde yer alan; "Her kim bu vakfı yok etmeye kastederse Tanrı’nın ve meleklerin laneti onun üzerine olsun" yazısını hatırlatarak, medeniyetimizin bu eserlerin bekasına verdiği kutsal öneme işaret etti. İKÇÜ'lü Gençlerden Geleceğe İmza Program; "Mimariyi Zarafetle ve Vakıf Kültürü ile Buluşturan Kareyi Yakala" temalı fotoğraf yarışmasında ödül alanlara hediyelerinin takdimi, fotoğraf sergisinin ziyareti, Vakıf Sokağı’nın gezilmesi ve İKÇÜ’de ilk kez bir öğrenci topluluğu tarafından kurulan kütüphanenin açılışı ile sona erdi. -
08.05.2026
Sanayinin Kalbinde Güç Birliği
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi ile İKC-ENSO Topluluğu ev sahipliğinde düzenlenen; geleceğin mühendislerini sektörün öncü firmalarıyla buluşturan Mühendislik ve Sektör Buluşmaları "MUSEB 2026", resmi açılış töreni ile başladı. Akademik derinliği endüstriyel tecrübeyle birleştiren organizasyonda öğrenciler, iki gün sürecek 10 farklı oturumda sektörün güncel dinamiklerini uzmanlarından dinleme şansı yakalıyor. İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (İAOSB) ve Ulukent Sanayiciler Derneği gibi güçlü paydaşların destek verdiği etkinlikte; fuaye alanında kurulan 40’ı aşkın firmanın standı, öğrencilere profesyonel iş ağlarını geliştirme ve kariyer imkânlarını yerinde değerlendirme fırsatı sunuyor. Organizasyonun açılış törenine; İKÇÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Süleyman Akbulut ve Prof. Dr. Yasin Bulduklu, İAOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cem İnam, Ulukent Sanayiciler Derneği Başkanı Mehmet Ömer Telcioğlu, İKÇÜ MMF Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, Mühendislik Topluluğu Akademik Danışmanı Doç. Dr. Ahmet Aykaç ve Mühendislik Topluluğu Başkanı Zührenaz Elif Akbulut katıldı. 21. Yüzyıl Mühendisliğinde "Canlı Odaklı" Dönüşüm Açılış töreninde konuşan İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, mühendislik disiplininin sadece teknik bir uğraş değil, insanlığın var oluş mücadelesinde temel bir taşıyıcı sütun olduğunu vurguladı. Mühendislik biliminin 21’inci yüzyıla damgasını vurduğuna işaret eden Prof. Dr. Bulduklu, "Tarihsel bir perspektifle baktığımızda; 19. yüzyılın sosyal bilimlerin ve felsefi temellerin şekillendiği bir dönem olduğunu görüyoruz. Ancak 20. yüzyıl, mühendislerin hem yıkan hem de yeniden inşa eden gücüne tanıklık etti. Savaşların yönünü değiştiren mühendislik zekâsı, savaş sonrası dünyayı da imar ederek medeniyeti yeniden ayağa kaldırdı. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda ise artık bambaşka bir düzlemdeyiz. Bugün mühendislik, sadece bir inşa süreci değil; yapay zekâ, inovatif girişimler ve her 5 yılda bir kendini tamamen yenileyen teknolojik bir devrimdir. Artık sadece teknik bilgiye sahip olanlara değil, 'değişimi yöneten' vizyoner mühendislere ihtiyacımız var. Çünkü 21. yüzyıl mühendisi, dünyayı sadece tüketecek bir kaynak olarak gören değil, onu gelecek nesillere daha yaşanabilir bir şekilde devretmeyi hedefleyen bir 'emanetçi'dir" diye konuştu. Mühendislikte Paradigma Değişimi ve Ekosistem Sorumluluğu Mühendisliğin klasik "insan için çözüm üretme" disiplininden çıkıp, tüm ekosistemi merkeze alan "canlı odaklı" bir evreye geçtiğini belirterek yaşanan stratejik dönüşüme değinen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, mühendislik mesleğinin artık bir 'onarım' ve 'yaşatma' sorumluluğu da taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Bulduklu, "Geçmiş yüzyıllarda mühendislik, doğayı insanın konforu için dönüştürme sanatı olarak görülüyordu. Ancak bugün geldiğimiz noktada, insanı ekosistemin dışına koyan her çözümün, uzun vadede insanın kendisine zarar verdiğini görüyoruz. Artık sadece 'insan odaklılık' yeterli değil; bizler canlı odaklı bir mühendislik felsefesini benimsemek zorundayız. Bu felsefe; tasarlanan bir köprünün, geliştirilen bir algoritmanın ya da inşa edilen bir tesisin sadece kullanıcıya değil, içinde bulunduğu ekosistemin tüm paydaşlarına —toprağa, suya, hayvana ve bitki örtüsüne— nasıl hizmet ettiğini sorgular. Bizlere bırakılan mirası, yarının sahiplerine eksiksiz teslim etme borcumuz var. Bu noktada mühendislik, artık sadece verimlilik (efficiency) üzerine değil, 'yenileyici güç' (regenerative power) üzerine kurulmalıdır. Yapay zekâ ve inovatif girişimleri konuşurken asıl hedefimiz, bu gücü biyolojik yaşamın korunması ve geliştirilmesi için nasıl kullanacağımız olmalıdır. Kaynakları tüketen değil, döngüsel ekonomiyle kaynakları geri kazanan, doğayı taklit eden değil, doğayla uyumlanan çözümler artık mesleğinizin elit ve vazgeçilmez kısmını oluşturuyor" dedi. Sanayinin Kalbinde, Başarının Merkezindeyiz Öğrencilere girişimcilik ve hata yapma cesareti konusunda tavsiyelerde bulunan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, üniversite-sanayi iş birliğinin bu noktadaki kritik işlevine değinerek; İKÇÜ MMF’nin bu süreçteki başarılarının takdire şayan olduğunu söyledi. Üniversite-sanayi entegrasyonunun sadece bir iş birliği değil, milli kalkınmanın temel motoru olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bulduklu, "İKÇÜ olarak kendimizi çok şanslı bir konumda tanımlıyoruz. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’nin de her zaman ifade ettiği gibi; İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (İAOSB) ve Ulukent Sanayiciler Derneği gibi Türkiye’nin iki dev sanayi bölgesinin tam merkezinde yer alıyoruz. Coğrafi konumun ötesinde, biz sanayi ile birlikte yürümekten, onlarla ortak bir dil konuşmaktan son derece keyif alan bir üniversiteyiz. Paydaşlarımızın bize her aşamada sunduğu katkı, sadece fiziksel bir destek değil; öğrencilerimizin vizyonunu şekillendiren bir ekosistem desteğidir. Bugün 8'incisini gerçekleştirdiğimiz MUSEB, üniversitemiz ile sanayi dünyası arasındaki güvene dayalı iş birliğinin en somut meyvesidir. Bu kolektif ruh, İKÇÜ’nün hem İzmir hem de Türkiye ölçeğinde hızla yükselen ivmesinin en temel dayanağıdır. Bugün gururla ifade etmeliyim ki; dekanlığımızın ve tüm akademik kadromuzun özverili çalışmalarıyla 9 programımızın 7’sini akredite etmeyi başardık. Bu başarıda emeği olan alanından sorumlu Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Süleyman Akbulut’a, Dekanımız Prof. Dr. Gökçen Bombar’a ve tüm ekibine teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu. Üretim Cephesinin Neferleri: Ülkenize Olan Borcunuzu Unutmayın Açılış töreninde öğrencilere kendi hayatından bir kesit sunarak seslenen İAOSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cem İnam, mühendislik disiplininin 36 yıllık dönüşümünü çarpıcı örneklerle özetledi. 1990 yılında başladığı mühendislik yolculuğunda hesap makineleri ve el çizimlerinden, bugünün yapay zekâ ve üç boyutlu simülasyon dünyasına gelindiğini belirten Başkan Vekili İnam, "Bizim zamanımızda hesap makineleri vardı, bilgisayar laboratuvarlarında sıra beklerdik. Bir teknik resmi elle günlerce çizerdik. Bugün tek bir tuşla simülasyon yapılıyor, yapay zekâ kod üretiyor. Araçlar, hız ve ölçekler değişti ama değişmeyen tek bir şey var: Çalışmanın ve emek harcamanın değeri. Yapay zekâ size cevap verebilir ama ona doğru soruyu sormayı, cevabı sorgulamayı ve gerçek dünyada bir fabrikayı ayağa kaldırmayı sizler başaracaksınız. Bunun kestirme bir yolu yok. Değişime açık olun, yapay zekâyı bir tehdit değil, bir takım arkadaşı olarak görün; ancak mühendisliğin özünün her zaman 'insan' olduğunu unutmayın. İster akademide kalın, ister sanayiyi seçin, kendi işinizi yapın, yurt dışına gidin, hangisi olursa olsun, bu ülkeye olan borcunuzu lütfen unutmayınız. Sizi bu noktaya getiren devletimizin verdiği eğitimler, hocalarımızın emeği, ailenizin fedakârlığı boşa gitmesin. Yolunuz açık olsun" dedi. Milli Kalkınmada Mühendisin Stratejik Misyonu Üretimin toplumsal refaha dönüşme sürecinde mühendisin üstlendiği sorumluluğa dikkat çeken İnam, mühendislerin bir ülkenin gelişimindeki rolünün sadece fabrikalardaki teknik süreçlerle sınırlı olmadığını, aslında bir milletin istikbalini inşa eden "stratejik bir misyon" olduğunu vurguladı. Başkan Vekili İnam, "Üretmeyen bir toplumun pazarlık gücü olmaz; üretmeyen bir mühendisin ise mesleki saygınlığı olmaz. Sizler bu ülkenin üretim cephesinde görev alacak, Türkiye'nin kalkınmasını ve bağımsızlığını fabrikalarda, Ar-Ge merkezlerinde şekillendirecek olanlarsınız. Bir ülkenin tam bağımsızlığı, kâğıt üzerindeki metinlerle değil, atölyelerindeki üretim çarklarıyla korunur. Mühendislik, bir ülkenin dışa bağımlılığını kıran, yerli ve milli çözümlerle kendi kendine yetebilmesini sağlayan en stratejik kalitedir. Atatürk’ün bizlere gösterdiği 'istiklal ve istikbal' hedefi, bugün mühendislik masalarında, simülasyon ekranlarında ve fabrika hatlarında hayat buluyor. Sizler mezun olduğunuzda sadece birer çalışan olmayacaksınız; Türkiye'nin küresel rekabet gücünü artıracak üretim cephesinin ön saflarındaki neferler olacaksınız" ifadelerini kullandı. Milli Değerlerle Entegre Teknoloji Vizyonu Akademik bilginin ancak üretimle buluştuğunda gerçek gücüne kavuşacağına değinen Ulukent Sanayiciler Derneği Başkanı Mehmet Ömer Telcioğlu, sanayi dünyasının sadece diploma değil, sorgulayan ve risk alan bireyler aradığını söyledi. Üretim sürecinde hata yapmanın gelişimin bir parçası olduğunu ifade eden Başkan Telcioğlu, genç mühendislere şu tavsiyelerde bulundu: "Bugün küresel rekabet artık sadece bilgiyle kazanılmıyor; uygulama hızı, adaptasyon yeteneği ve iş birliği kabiliyeti en az bilgi kadar değerli hale geldi. Üniversitelerimizde üretilen teorik bilgi çok kıymetlidir, ancak bu bilginin sahaya dokunması ve somut bir üretime dönüşmesi şarttır. Hata yapmaktan korkmayın, çünkü sadece üretmeyenler hata yapmaz; ancak aynı zamanda gelişemezler de. Başarının bedelini bir dönem için ödemekten kaçınanlar, başaramamanın bedelini bir ömür boyu ödemek zorunda kalırlar. Vaktinizi lüzumsuz ekran başlarında heba etmek yerine, kendinize yatırım yapın; yabancı dilinizi geliştirin, teknolojiyi takip edin ve merak etmeyi asla bırakmayın." Mühendislik adaylarının sadece teknik eleman değil, birer "gelecek mimarı" olduğunu hatırlatan Başkan Telcioğlu, konuşmasını toplumsal sorumluluk vurgusuyla tamamladı: "Sizler sadece geleceğin mühendisleri değil, aynı zamanda bu ülkenin üretim gücünü belirleyecek nesilsiniz. Atamızın çizdiği yolda ilerlerken; ülkemizin kültürünü, değerlerini ve aile kurumunun önemini asla unutmayın. Milli değerleriyle barışık, teknolojik dünyaya entegre olmuş bir mühendis profili, Türkiye’nin en büyük gücü olacaktır. Sizlerin başarısı, Türkiye’nin başarısıdır." Kurumsal Özgüven: "Tam Akreditasyon" Gururu Etkinliğin ev sahibi olarak kürsüye çıkan İKÇÜ Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, fakültenin yakaladığı başarı ivmesine değindiği konuşmasında öğrenci odaklı anlayışlarını, akademik kadronun niteliği ve gelişime açık vizyonları ile harmanladıklarını kaydetti. Dekan Prof. Dr. Bombar, "Sadece 16 yıl önce birkaç idealist akademisyenle yola çıkan bu üniversitenin bugün ulaştığı ivme, büyük bir azmin eseridir. Hedefimiz nettir: Tüm ön yargıları kırarak; ne denli güçlü, üretken ve nitelikli bir yapıya sahip olduğumuzu kamuoyuna kanıtlamak. MÜDEK tarafından yapılan değerlendirmelerde, başvuruda bulunan 7 programımızın tamamı akredite edilmiştir. Üstelik programlarımızın ilk başvurularında 'tam akreditasyon' alma başarısı göstermesi, akademik camiada nadir görülen olağanüstü bir başarıdır. Bugün bu kürsüde bu kadar tereddütsüz özgüvenle konuşmamın ardındaki asıl güç, öğrencilerimizin gözlerindeki o ışık ve başarıya olan açlığıdır" şeklinde konuştu. MUSEB 2026: Kariyer Yolculuğunda Bir "Kazan-Kazan" Modeli Etkinliğin sekiz yıllık yolculuğuna ve sektörel entegrasyona dikkat çeken Mühendislik Topluluğu Akademik Danışmanı Doç. Dr. Ahmet Aykaç, MUSEB’in sadece bir organizasyon değil, bilginin somut değere dönüştüğü stratejik bir platform olduğunu vurguladı. Mühendisliğin merkezinde çözüm ve dönüşümün yattığını belirten Doç. Dr. Aykaç, "Sekiz yıl önce mütevazı adımlarla başladığımız Mühendislik ve Sektör Buluşmaları’nın bugün katlanarak büyümesi, bu etkinliğin akademik ve endüstriyel dünyada ne kadar kritik bir boşluğu doldurduğunun en net göstergesidir. MUSEB, tam da bu amaca hizmet eden canlı bir ekosistemdir; aslında tam bir 'kazan-kazan' projesidir. Öğrencilerimiz daha eğitim aşamasındayken gerçek dünya ve sektör tecrübesiyle tanışma imkânı bulurken; firmalarımız da ihtiyaç duydukları nitelikli insan kaynağına doğrudan erişme fırsatı yakalıyor" dedi. Sponsor Desteği ve Kariyer Fırsatları Etkinliğin mimarı olan İKC-ENSO Topluluğu adına söz alan Topluluk Başkanı Zührenaz Elif Akbulut, MUSEB 2026’nın öğrenci heyecanı ile sektör vizyonunun harmanlandığı özel bir atmosfer sunduğunu belirtti. Mühendisliğin sadece laboratuvar tasarımlarından ibaret olmadığını ifade eden Akbulut, "İKC-ENSO olarak temel amacımız, öğrenci arkadaşlarımızın teknik gelişimlerinin yanı sıra sosyal olarak da yetkin bireyler haline gelmelerini sağlamaktır. Bu etkinlik süresince kurulacak her temas ve yapılacak her tecrübe paylaşımı, biz genç mühendis adaylarının kariyer yolculuğunda birer fener niteliği taşıyacaktır. Bizler; araştıran, sorgulayan ve üretmeye hevesli bir nesil olarak Türk sanayisinin gücüne güç katmaya adayız" şeklinde konuştu. Akbulut ayrıca akademik derinliği endüstriyel tecrübeyle birleştiren, "MUSEB 2026"ya destek olan İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Sanayici ve İşadamları Sağlık ve Eğitim Vakfı’na; altın sponsorlarımız Bakı Vinç, Hareket ve Rijit Mühendislik’e; gümüş sponsorumuz Halliburton’a; destek sponsorlarımız Vendor Mühendislik, Volkan İtfaiye, Teknoloji Transfer Ofisi ve Yük Mühendisliği Birliği yetkililerine teşekkürlerimizi iletiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. Açılış konuşmalarının ardından, "MUSEB 2026" kapsamında düzenlenen teknik oturumların ilki gerçekleştirildi. İndas Otomasyon ve Teknoloji bünyesinde görev yapan Siber Güvenlik Uzmanı Kaan Selek, mühendislik disiplinlerinde siber güvenliğin stratejik önemini ele alan kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Protokol üyelerinin fuaye alanındaki standları ziyaret ederek yetkililerden bilgi aldığı, iki gün sürecek olan Mühendislik ve Sektör Buluşmaları, farklı disiplinlerden uzmanların katılacağı paneller ve teknik sunumlarla devam edecek. -
04.05.2026
Dönüşümün Mimarı Gençler II. Ulusal Öğrenci Kongresi SUBAI 2026’da Buluştu
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Bilim İletişim Ofisi ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi koordinasyonunda; Ankara OSTİM Teknik Üniversitesi, İzmir Demokrasi Üniversitesi ve öğrenci topluluklarının iş birliğiyle düzenlenen “II. Ulusal Öğrenci Kongresi – SUBAI 2026”, akademik dünyayı ve genç araştırmacıları bir araya getirdi. Yapay zekâdan ikiz dönüşüme, savunma inovasyonundan dijital finansa kadar iş dünyasının geleceğini şekillendiren kritik başlıkları “Yapay Zekâ Çağında Sürdürülebilir İşletmeler” temasıyla odağına alan kongrede, 23 farklı üniversiteden 73 bilimsel bildiri yer aldı. Kongrenin açılış töreni; İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Devrim Ünay, İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Muhsin Akbaş, İKÇÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı ve Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sevtap Ünal ve OSTİM Teknik Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Hamide Özyürek, çok sayıda araştırmacı, öğrenci ve akademik konuğun katılımıyla yapıldı. Gençlerin Dönüşüme Dahil Olması Geleceğe Umutla Bakmamızı Sağlıyor Kongrenin açılış töreninde konuşan İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, üç yükseköğretim kurumunun ortak bir amaç etrafında buluşmasının önemine değindi. Kongrenin bir öğrenci organizasyonu olmasının takdiri hak ettiğini belirten Rektör Köse, günümüz dünyasında sadece tek bir alanda uzman olmanın yeterli olmadığını, gençlerin disiplinler arası bir vizyon geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Rektör Köse, “Üniversitemizin ev sahipliğinde düzenlenen ve bir öğrenci organizasyonu olan bu anlamlı kongre, her yönüyle takdiri hak ediyor. İlk olarak, üç önemli yükseköğretim kurumunun ortak çalışma kültürü içinde bu kongreyi hayata geçirmiş olması, kurumsal iş birliğinin gelişmesi açısından çok kıymetli. Akademik hayatın henüz başında olan siz gençlerin bu tür etkinliklerde sorumluluk alması, geleceğe umutla bakmamızın en büyük gerekçesidir. Teknoloji alanlar arası geçişkenliği artırdı. Sizi farklı kılan emin olun bakış açınız olacaktır. Salt kendi alanınızda uzman olmanız artık yeterli değil; diğer disiplinlerin bakışını da kazanmanız bugünün bir gereği. Bu çağ farklılığın ve farklı olmayı pazarlamanın çağı haline geldi. Farklı bakış açılarını bir araya getirerek çok daha güçlü ve kapsayıcı çözümler üretebiliriz. Gençlerin bu dönüşümü tartışması, güçlü Türkiye’nin inşası için bir gerekliliktir” dedi. Dijitalleşmenin Ahlakı İçinde bulunulan dönemin değişimden ziyade derin bir "dönüşüm" süreci olduğuna işaret eden Prof. Dr. Köse, dijitalleşmenin ruhuna ahlaki bir çerçeve çizilmesi gerektiğini, sürdürülebilirliğin anahtarının insan odaklı bir yaklaşım olduğunu aktardı. İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, “Çağımız değişim ve dönüşüm çağı. Değişimi yönetmek nispeten kolay olsa da dönüşümü yönetmek çok boyutlu bir yapıya sahip. Bu başlıklar, yalnızca akademik tartışmaların değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal dönüşümün de merkezinde yer alıyor. İşte bu dönüşümde hem geleneği korumak hem de geleceği şekillendirmek başta bilgi ve farkındalık ister. Gelenek demişken dijitalleşmenin ahlakını da hatırlatmak isterim. Zira ahlaki zeminden yoksun, insanı yok sayan bir anlayışın sürdürülebilirliği yoktur ve dünü yok sayarak yarına erişemezsiniz. Görünürdeki başarıların temeli ve dünü yoktur. Dolayısıyla sizlerin kültürümüzden kopmadan yarını inşa etmenize ihtiyaç var” şeklinde konuştu. Disiplinler Arası İş Birliği ve Üniversite-Sanayi Güç Birliği Kongrenin bir öğrenci organizasyonu olmasının altını çizen Rektör Köse, gençlerin farklı disiplinlerden gelen yetkin isimlerle buluşmasının vizyoner bir kazanç olduğunu belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Farklı disiplinlerden bir araya gelmiş öğrenciler olarak alanınyetkin isimleri ile tanışma imkânı bulacaksınız. Yapay zekânın işletme fonksiyonlarını nasıl dönüştürdüğünü, sürdürülebilirlik ilkelerinin üretim ve tüketim süreçlerine nasıl yön verdiğini, dijital finans ve lojistiğin küresel ticareti nasıl yeniden tanımladığını birlikte tartışacağımız bu platform; aynı zamanda disiplinler arası düşünmenin önemini de bir kez daha ortaya koyacaktır. Bu noktada disiplinler arası iş birliklerinin sektörler arası güç birliğini artıracağını hatırlatmak isterim. Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesinin, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasının ve yenilikçi girişimlerin desteklenmesinin gençlerin katkısı ile şekillenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda düzenlenen kongremizin, yeni iş birliklerine kapı aralayacağına ve somut çıktılar üreteceğine yürekten inanıyorum. Bu anlamlı organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Yenilikçi Fikirlerin Zeminini Gençler İnşa Edecek İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Devrim Ünay, güncel ve geleceği şekillendiren bir konunun etrafında buluşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Üniversite olarak bu vizyoner projenin paydaşı olmaktan gurur duyduklarını ifade eden Prof. Dr. Ünay, disiplinler arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Yapay zekâ ve sürdürülebilirlik kavramlarının iş dünyasındaki yeni konumunu özetleyen Prof. Dr. Devrim Ünay, “Bugünün dünyasında sürdürülebilirlik ve yapay zekâ, işletmeler için yalnızca bir tercih değil, aslında bir zorunluluk haline gelmiştir. Gençlerimizin bu alandaki katkıları, geleceğin iş dünyasını şekillendirecek en önemli güçlerden biri olacaktır. Bu tür buluşmaların; bilgi paylaşımını kökleştireceğine, disiplinler arası iş birliklerini güçlendireceğine ve en önemlisi yeni, yenilikçi fikirlerin doğmasına zemin hazırlayacağına gönülden inanıyorum. İzmir Demokrasi Üniversitesi olarak bu vizyoner yolculuğun bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz. Organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyor, kongrenin verimli, ilham verici ve başarılı geçmesini diliyorum" dedi. Rasyonel Kararlar Toplumsal Fayda ile Şekillenmeli Yapay zekâ ve sürdürülebilirliği günümüz dünyasının en net iki gerçeği olarak tanımlayan İKÇÜ İİBF Dekanı ve Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sevtap Ünal, yapay zekâ ve sürdürülebilirlik arasındaki paradoksal ilişkiye ve etik değerlerin önemine dikkat çekti. Teknolojinin değil; insanın ve gezegenin odağa alınması gerektiğini vurgulayan Dekan Prof. Dr. Ünal, “Bu kavramlar ilk bakışta iki ayrı kutup gibi görünse de aslında bir arada anlam kazanan ve birbirini tamamlayan bileşenlerdir. Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, sürdürülebilirliğin nihai amacı her zaman insan refahıdır. Bu nedenle teknolojiyi değil, insanı ve gezegeni merkeze alan bir bakış açısını benimsemeliyiz. Yapay zekâ; enerji optimizasyonundan atık yönetimine kadar pek çok alanda işletmelere rehberlik ediyor. Ancak burada ironik bir durum söz konusu: Yapay zekâ sistemlerinin kendisi de ciddi bir enerji tüketimine yol açıyor. Bu dilemmayı aşmak için 'daha akıllı sistemler' kadar, 'daha az kaynak tüketen sistemler' geliştirmek zorundayız. Alınan kararların yalnızca kısa vadeli kâr maksimizasyonuna değil, uzun vadeli toplumsal ve çevresel etkilere göre şekillenmesi şarttır. Bu noktada 'akıllı karar' ile 'doğru karar' arasındaki farkı çok iyi ayırt etmek durumundayız" dedi. Teknolojiyi Sadece Kullanan Değil Sorgulayan Nesiller Dijital dönüşüm sürecinde eğitim kurumlarının misyonuna değinen Dekan Prof. Dr. Ünal, yeni neslin sadece teknolojiyi kullanan değil, onun etkilerini derinlemesine sorgulayan bireyler olması gerektiğini belirtti: Ünal, "Bizim görevimiz, öğrencilerimizi sadece teknik becerilerle değil, aynı zamanda etik farkındalık ve çok disiplinli düşünme yetkinliğiyle donatmaktır. Gençlerimiz bu iki güçlü kavramın kesişiminde yeni çözümler üreteceklerdir. Genç araştırmacıların bakış açısıyla; yapay zekâ çağında işletmelerin nasıl daha sürdürülebilir, daha sorumlu ve daha yenilikçi olabileceğini tartışmak, biz akademisyenler için de ufuk açıcı bir deneyimdir. Bu anlamlı organizasyonu hayata geçiren İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, İzmir Demokrasi Üniversitesi ve OSTİM’e, tüm öğrenci kulüplerimize teşekkürlerimi sunuyorum” şeklinde konuştu. Akademik Tartışmanın Aktif Paydaşları: Öğrenciler OSTİM Teknik Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Hamide Özyürek, etkinliğin sadece akademik bir buluşma değil, geleceğin işletmecilik vizyonunu inşa eden bir platform olduğunu vurguladı. SUBAI 2026’nın en ayırt edici özelliğinin öğrencilerin üstlendiği aktif rol olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hamide Özyürek, "Öğrencilerimizin bilimsel üretime ve geleceğin problemlerine çözüm üretmeye duyduğu ilgi, kongremizin gördüğü yoğun ilgiyle kanıtlanmıştır. SUBAI’nin en değerli tarafı, öğrencilerimizin sadece dinleyici değil; aynı zamanda bilgi üreten ve akademik tartışmaya katkı sunan aktif paydaşlar olmasıdır. Gençlerimizin sadece ders kitaplarıyla sınırlı kalmadığını; araştırmaya ve çözüm üretmeye ne denli hevesli olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, gençlerimizin çözüm üreten birer araştırmacı kimliği kazandıklarının kanıtıdır. Burada filizlenen fikirlerin, öğrencilerimizin kariyer yolculuklarında onlara rehberlik etmesini temenni ediyorum" dedi. Yapay zekânın işletme fonksiyonlarını kökten değiştirdiğini belirten Kongre Başkanı Doç. Dr. Hamide Özyürek, organizasyonun başarısının arkasındaki güçlü akademik iş birliğine ve kurumsal firmaların desteğine değinerek; organizasyonun mutfağında gece gündüz çalışan gençlerin emeğine vurgu yaptı. Doç. Dr. Özyürek, “İKÇÜ, OSTİM Teknik Üniversitesi ve İzmir Demokrasi Üniversitesi rektörlerine ve dekanlarına sundukları vizyoner destek için; kongrenin açılış bildirisini sunan Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu’na bilimsel katkıları için teşekkürlerimizi iletiyoruz. Ayrıca İKÇÜ İşletme ve Ekonomi Toplulukları; OSTİM Teknik İşletme, Fintech ve İş-Biz Toplulukları ile İzmir Demokrasi Üniversitesi bünyesindeki işletme topluluklarının sergilediği özverili çalışmalar için; kongrenin sürdürülebilirliğine katkı sunan sponsorlarımız AVEK, Balta Group, Ege İhracatçı Birlikleri, Meka, Can Kardeşler, Göl Pastanesi, Velante Coffee ve Çelebi’ye de şükranlarımızı sunuyoruz” diye konuştu. “En Büyük Eserimiz İnsan” Kongrenin açılış bildirisi, Stanford Üniversitesi’nin "Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları" listesinde yer alan ve uluslararası alanda pek çok ödüle layık görülen Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu tarafından sunuldu. “Dijital Dönüşüm ve Döngüsel Ekonominin Kesişimi: Dijital ve Döngüsel Tedarik Zinciri Yönetimi” başlıklı sunumuyla geleneksel “kâr odaklı” modellerin yerini “insan ve çevre odaklı” yapılara bırakması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Kazançoğlu “Ekonomik sürdürülebilirlikten vazgeçmeden; çevresel ve sosyal sürdürülebilirliği akademik çalışmalarımızın merkezine almalıyız” dedi. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında gündeme gelen "Dijital Ürün Pasaportları"nın (Digital Product Passport) yakın gelecekte tüm sektörler için bağlayıcı olacağını söyleyen Prof. Dr. Kazançoğlu, genç araştırmacılara seslenerek; “Bu pasaportlar, bir ürünün üretiminden geri dönüşüm aşamasına kadar tüm serüvenini içeren bir kılavuz olacak. Genç araştırmacılarımız bu alanda projeler geliştirmelidir. Döngüsel ekonomi reddetmekle başlar. Bir ürünün bir gün geri dönüşüme gireceğini hesaplayarak tasarlarsak, kaynak verimliliğini en baştan sağlamış oluruz. Kültürümüzde ve medeniyetimizde var olan 'israftan kaçınma' ve 'tamir etme' gelenekleri, bugün döngüsel ekonominin tam kalbinde yer almaktadır. Yeri gelsin tekrar kullanalım, yeri gelsin tamir edelim ya da yenileyelim. Ama mutlaka o ürünün yaşam döngüsünü uzatacak bir yol bulmalıyız. Telefon değiştirme sıklığımız bir yılın altına düşerse, hiçbir döngüsel yapı bu tüketim hızıyla baş edemez. Dijitalleşme bir fetişizm değil, bir araç olmalıdır. Geriye dönüp baktığımızda bizden kalacak en önemli eser insandır” ifadelerini kullandı. “Vahşi Kapitalizmden Sosyal Sürdürülebilirliğe” Döngüsel ekonomiyi sürdürülebilir kılmanın yolunun akıllı iş modellerinden geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Kazançoğlu, beyaz eşya sektöründeki "eskiyi getir, yeniye götür" kampanyalarını örnek gösterdi: “Bu modeller sadece çevreci bir yaklaşım değil, aynı zamanda lojistik maliyetleri düşüren ve herkesin kazandığı birer ticari başarı hikâyesidir. Genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamında artık 'atığı toplayıcıya verip kurtulmak' dönemi kapanmıştır. Yeni iş modelleri geliştirmek zorundayız.” Veriyle oynamanın ve gelecek senaryoları üretmenin bir DJ performansı gibi titizlikle yönetilmesine işaret eden Prof. Dr. Kazançoğlu, sektörlerin döngüselleşme süreçlerinin birbirinden farklı olduğunu örneklendirerek; “Et ve süt sektörünü bile aynı kefeye koyamayız; her birinin kendine özgü problemleri var. Örneğin ambalaj sektöründe çay atığından veya kahve posasından üretilen döngüsel tasarımlar, e-ticarette koruyucu ürünlere dönüşerek çevrimi tamamlıyor. Bu noktada endüstriyel tasarımcılarımızın ve mühendislerimizin disiplinler arası çalışması şart” dedi. Finansal teşviklerin artırılması, bağlayıcı standartların belirlenmesi ve "Eko-Tasarım" süreçlerinin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eş güdümünde yürütülmesinin kritik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Kazançoğlu; teknolojinin KOBİ’ler için ulaşılabilir ve ucuz hale getirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Açılış konuşmalarının ardından bilimsel programda yer alan oturumlara geçildi. -
24.04.2026
İzmir’in Yeni Sanat Rotasında Ödüller Sahiplerini Buldu
"Kültürel Miras" temasıyla dijitalleşen dünyanın yeni anlatım biçimlerini harmanlayan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Film Festivali'nde, toplam 32 yapımın finale kaldığı yarışma bölümünde kazanan isimler ödüllerine kavuştu. Mutlu Ulusoy’un sunuculuğunu üstlendiği, başarılı yapımlar için düzenlenen ödül törenine; Festival Başkanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Muhsin Akbaş ve Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Festival Sanat Yönetmeni ve Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cenk Demirkıran, jüri üyeleri, oyuncular, sponsor temsilcileri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Törenin açılış konuşmaları, İKÇÜ Rektör Yardımcısı ve Festival Başkanı Prof. Dr. Yasin Bulduklu ile Medya ve İletişim Bölüm Başkanı ve Festival Sanat Yönetmeni Prof. Dr. Cenk Demirkıran tarafından yapıldı. İzmir’in Kültür Sanat Rotası Yeniden Çiziliyor Festival Başkanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu; festivalin sadece akademik bir etkinlik değil, şehri kucaklayan ve kültürel mirasa sahip çıkan bir vizyonun parçası olduğunu vurguladı. Konuşmasına festivalin çıkış öyküsüne değinerek başlayan Prof. Dr. Bulduklu, İzmir’in köklü tarihine rağmen film festivali konusundaki eksikliğine dikkat çekti. Prof. Dr. Bulduklu, "Geçen yıl yola çıkarken bir idealimiz vardı. İzmir’de daha önce girişimlerde bulunulmuş ama bir türlü süreklilik kazanamamış o festival boşluğunu doldurmak istedik. Ekibimizle birlikte büyük bir özveriyle çalıştık. Yorulacağımızı biliyorduk ama sonuç bizi gururlandırıyor. Geldiğimiz noktada; daha başarılı, daha büyük ve sadece üniversiteyi değil, tüm şehri kucaklayan bir festivalin temellerini atmış durumdayız. Deneyimli bir ekiple zoru başardık. Bu festival, her geçen yıl daha büyük, daha başarılı ve şehrin tüm dinamikleriyle sahiplenildiği gelenekselleşen bir festival olma yolunda ilerliyor" dedi. Yüzlerce Sayfalık Bir Kitap, Bir Kısa Film Bu yılın ana teması olan "Kültürel Miras" vurgusunun tesadüf olmadığını belirten Prof. Dr. Bulduklu, bizi biz yapan değerlerin sanat yoluyla aktarılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Sinemanın etkileyici gücüne değinen Prof. Dr. Bulduklu; "Bazen yüzlerce sayfalık bir kitap yazmaktansa kısa bir filmle her şeyi anlatmak, sanatın diliyle topluma seslenmek çok daha etkili oluyor. Sinemanın güçlü anlatısı ile seslenmek, toplumsal değerlerimizi dijital dünyanın olanaklarıyla birleştirmek bizim temel amacımızdı. Bu yıl kültürel miras vurgusunu hem içerikte hem de yarışma kategorilerinde en güçlü şekilde hissettirmeye yoğun çaba sarf ederek kadim kültürel mirasımızı geleceğe taşıma borcumuzu ödemeye çalıştık" şeklinde konuştu. Sinemanın Gücü ve "Kamera Gazze" Hassasiyeti Dünya gündemindeki insani dramlara karşı sinemanın bir tanıklık görevi üstlendiğine işaret eden Prof. Dr. Bulduklu, festival kapsamında hayata geçirilen "Kamera Gazze" projesine dikkat çekti. Vicdan kavramının insanı dengeleyen en temel unsur olduğunu ifade eden Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu; "Vicdan; bizi insan yapan, sadece insana değil tüm canlılara ve bizden sonrakilere merhameti gerektiren yine insani bir olgudur. Bizim geleceğe miras bırakmamız da yine bizim için vicdani bir sorumluluk ve gelecek nesillere güçlü miras bırakma çabasını ekip olarak sergilemeye çalışıyoruz. Yarına barış içinde bir dünya bırakmak için bu türden farkındalık girişimlerini değerli görüyoruz. Maalesef dünyada bu bilincin yok olmaya başladığını ve var olan dengenin kaybolmaya başladığını görüyoruz. Biz de yine 'Kamera Gazze' projesiyle, üzerinden iki yıldan fazla süre geçmesine rağmen acıların dinmediği o coğrafyadaki trajediye yeniden dikkat çekmek istedik. Bir yıl önce başlattığımız duyarlılığı sorumluluğun ötesinde bir bakış açısıyla tekrar gündeme getirdik. Buradan Gazze'ye kadar uzanan bir hassasiyetle, yaşanan acıların unutulmaması için sosyal sorumluluğumuzun ötesinde bir duruş sergiledik. Bilimimizin yettiği yerde bilimimizle, filmimizin yettiği yerde filmimizle konuyu gündemde tutmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Gençlere Çağrı: “Zengin Bir Mirasın Üzerinde Oturan Fakirler Olmayalım” Anadolu’nun medeniyetler harmanı olduğunu ve bu mirasın gençlerin omuzlarında yükseleceğini ifade eden Prof. Dr. Bulduklu, bu kadim mirasa sahip çıkılmanın gençlerin en büyük sorumluluklarının başında geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Bulduklu, genç sinemacılara şu sözlerle seslendi: "Biz büyük bir mirasın üzerinde oturan bir nesiliz. Anadolu, üzerinde binlerce yılın birikimini taşıyan ortak bir miras. Bizim görevimiz gençlere bu mirası nasıl işleyebileceklerini göstermekti. Ancak bu mirası gün yüzüne çıkarıp dünyaya anlatmak gençlerimizin elinde. Deneyimle gençlik dinamizmini harmanlayarak gelenekten geleceğe seslenmeye gayret ediyoruz. Bu mottoyla yola çıktığımız festivalimizin ikincisini yapabiliyorsak doğru yoldayız demektir; üç, dört ve beşinci festivallerle de bu vurguyu sürdüreceğiz." Festivalin arka planında gece gündüz demeden çalışan tüm ekibe teşekkürlerini sunan Prof. Dr. Bulduklu, "Ödül almaktan ziyade, bu platformda yarışma cesareti gösteren tüm yönetmenlerimizi kutluyorum." diyerek festivalin düzenlenmesinde emeği geçen akademik kadroya, jüri üyelerine ve tüm katılımcılara teşekkür ederek sözlerini noktaladı. "Anadolu, Dünyanın En Büyük Saha Dersliğidir" Festival Sanat Yönetmeni Prof. Dr. Cenk Demirkıran; sinemanın sadece bir görüntü sanatı değil, aynı zamanda zamanın ruhunu kaydeden güçlü bir hafıza aracı olduğunu vurguladı. Bu yılki festivalin ana rotasını "Kültürel Miras" olarak belirlediklerini hatırlatan Prof. Dr. Cenk Demirkıran, Türkiye’nin sahip olduğu zenginliğin öneminden bahsederek adeta "açık hava müzesi" niteliğinde olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Demirkıran; "Sinema, ışıkla görüntüleri perdeye yansıtırken aslında zamanın ruhunu da kaydediyor. Geçmişte yaşananların, seslerin ve kültürel birikimin zaman içinde kaybolup gitmemesi için sinema, hikâyeleştirme gücüyle bu değerleri koruma altına alıyor. Gerek kurmaca gerekse belgesel sinema; zamanın ruhunu anlatarak kültürel mirası geleceğe aktarıyor. Yaşadığımız bu topraklar; insanlık tarihinde uygarlığın yeşerdiği, bin yıllarca kültürlerin birikerek bir harman oluşturduğu muhteşem bir açık hava müzesidir. Uygarlık tarihi sınıflarda ve kitaplarda anlatılsa da saha derslerinin bizzat kendisi kesinlikle Anadolu’dur. Anadolu ve Trakya ile dünyanın kültürel akışını bağlayan bir köprü olan Türkiye, zengin kültürel mirasını korumalı ve insanlığın geleceğine aktarmalıdır düşüncesiyle bu festivaldeki seçkilerimizi belirledik. Bu bağlamda festivalimizde gösterilen filmlerde; süreklilik, tanıklık, geçmiş ve bugüne uzanan kültürel köprüleri izliyoruz" dedi. Festivalin mutfağında görev alan isimlere, destek veren kurumlara ve sponsorlara teşekkürlerini sunan Prof. Dr. Demirkıran; Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Festival Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Halit Kartal ve Festival Direktörü Burak Taylan Yılmaz başta olmak üzere tüm ekibe, jüri üyelerine, TRT İç Yapımlar, TRT Avaz, TRT Belgesel Kanal Koordinatörlükleri ile festivalde görev alan öğrencilere şükranlarını iletti. Program; salonda bulunan jüri üyeleri Oyuncu Ali Düşenkalkar, Yapımcı Halil Kardaş, Oyuncu Rıza Sönmez, Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa, Yönetmen Doç. Dr. Mesut Aytekin, Festival Yönetmeni Vuk Perović, Yapımcı ve Yönetmen Duygu Kepenek, Yapımcı ve Yönetmen Şebnem Tezel Albayrak, Yönetmen Dr. Ahmet Erdal, Görsel Efekt Uzmanı Özbey Doğa Karslıoğlu, Akademisyen Prof. Dr. Sibel Akova ile Sinema Yazarı Doç. Dr. Fırat Sayıcı ile festivale destek veren İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Vakfı İzmir Bölge Müdür Yardımcısı Pınar Çakmakoğlu, Avek Otomotiv İzmir Şube Direktörü Yaşar Özuğur, İzmir Kültür Sanat Fabrikası Cengiz Topal, İstinyepark Renk Sineması yöneticisi Uğur Kuvancı, Fete Lotus Thermal Otel Müdürü Türker Bayram, Can Kardeşler Kuruyemiş yöneticisi Serhat Karadüz, Teknolocis, Artemis Kafe, Bu Bilet, KOHEM Kafe ve İkrambaks; basın destekçileri İKÇÜ Haber Ajansı, Anadolu Ajansı, Sabah, Yeni Asır, Popüler Sinema, sadibey.com ve Ege Telgraf gibi kurum ve kuruluş temsilcilerine teşekkür belgelerinin takdimi ile devam etti. İşte 2. İKÇÜ Film Festivali'nin Kazananları: Kategori Birincilik Ödülü Jüri Özel Ödülü Öğrenci Filmi Mert Kartal (Beyaz Karlar Altında) ----- Belgesel Yalçın Çiftçi (Pirlerin Düğünü) Ali Rıza Avcı (Katran) Animasyon & Yapay Zekâ Erkan Ceylan (Otobüsler) Didem Tütüncü (Zamanın Eşiği) Kurmaca Film Deniz Koloş (Ölüm Bizi Ayırana Dek) Mehmet Oğuz Yıldırım (Kudret) -
22.04.2026Rektör Prof. Dr. Köse, "Veriye Hükmedemeyenler Tâbi Olurlar"
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezince düzenlenen ve bu yıl Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi (NEVÜ) ev sahipliğinde gerçekleştirilen, yapay zekâ ve veri bilimi alanındaki akademik birikimi uluslararası boyutta bir araya getiren “6. Uluslararası Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Kongresi (ICADA 2026)” düzenlenen resmî törenle başladı. İKÇÜ Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezince ülkemizin “Milli Teknoloji Hamlesi” ve “Dijital Türkiye” vizyonu kalkınma hedefleri doğrultusunda hazırlanan, disiplinler arası etkileşimi güçlendirmeyi hedefleyen ICADA 2026’nın NEVÜ Vali Şinasi Kuş Kültür ve Kongre Merkezinde yapılan açılış törenine; YÖK Üyesi Prof. Dr. Derviş Karaboğa, Nevşehir Cumhuriyet Başsavcısı Durmuş Ali Karakoca, Nevşehir Adalet Komisyonu Başkanı Ali İhsan Tabak, Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, NEVÜ Rektörü Prof. Dr. Semih Aktekin, Nevşehir Baro Başkanı Av. M. Necmi Öncül, Nevşehir Vali Yardımcısı Ramazan Yıldırım, Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çetin Arslan, Yargıtay 11. Ceza Dairesi Üyeleri Orhan Balbal ve Lütfi Aksoy, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Berrin Akbulut, Yapay Zeka Ekosistemi Derneği Başkanı Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ayşegül Alaybeyoğlu, NEVÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Ebubekir Kaya ile birlikte çok sayıda akademisyen, öğrenci ve davetli katıldı. "Teknolojide Tebaa Zihniyetine Başkaldırmak Mecburiyetindeyiz" Yapay zekânın geleceğini ve etik sınırlarını mercek altına alan Uluslararası Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Kongresinin açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, "Veriye hükmedemeyenler hâkim olamaz, tâbi olurlar" diyerek yerli teknoloji üretiminin stratejik önemine vurgu yaptı. Teknolojide "öncü" olmanın bir mecburiyet olduğuna, geleceği şekillendiren teknolojilerde "bağımsızlık" ve "etik" kavramlarının öne çıktığına değindiği konuşmasında, teknolojik ilerlemenin ahlaki ve vicdani bir süzgeçten geçmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Köse, "Çağımızın en stratejik kaynağı veridir ve onu anlamlı kılmanın yolu yapay zekâdır. Ekonomiden güvenliğe, eğitimden sağlığa kadar pek çok alanda yapay zekâ temelli dönüşümler yaşanmakta ve bu dönüşüm her geçen gün daha da hızlanmaktadır. Böyle bir çağda hem kişisel hem kurumsal hem de ülke olarak bu gelişmelerin dışında olmak ya da mesafe koymak düşünülemez. Yapay zekâ ve veri bilimi, artık yalnızca salt mühendislik ya da teknik bilimlerin içine de hapsedilemez. Günümüzde yapay zekâ tüm alanlarda sağlıkta, dinde ve yönetimde merkeze konumlanmış durumda. Biz de bu bütüncüllükle konuya yaklaşmak mecburiyetindeyiz. Teknolojiye ayak uyduramayanların yok olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Veriyi toplayamayanlar, tekniği icat edemeyenler hâkim olamazlar; tâbi olurlar. Hükmetmek için öncü olmak ve üretmek mecburiyetindeyiz. Biz büyük bir ülkeyiz ve artık teknolojide tebaa zihniyetine başkaldırmak mecburiyetindeyiz” diye konuştu. Teknoloji ve Etik Uyarısı Teknolojinin "can menfaati" odağından sapmaması gerektiğine değinen, bilimin teknik yönü kadar etik boyutunun da hayati olduğunu hatırlatan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan acı olaylara atıfta bulunarak, teknolojinin cana kıymak yerine canı koruması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Köse, "Veri ne kadar işlenirse işlensin, onu anlamlı ve etik kılanın hala insan olduğunu hatırlatmak isterim. İnsanlık yararına kullanılan her veriyi kıymetli buluyorum. Bu eksenden sapmış bir anlayışın dünyayı felakete sürükleyeceğini son yaşanan gelişmelerde tekraren deneyimlemenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan gelişmeler hepimizi derinden yaraladı ve esasen teknolojinin nasıl insan yararı odağından çıkıp cana kıyabileceğini en net biçimde göstermiş oldu. Bu vesileyle son yaşanan menfur saldırılarda hayatını kaybeden öğrencilerimize ve öğretmenimize rahmet diliyorum. Rabbim bize bir daha böyle acılar yaşatmasın temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyor, bu organizasyona emek veren herkese şükranlarımı sunuyorum" ifadelerini kullandı. Ortak Akıl ve Bilimsel Dayanışma NEVÜ ile kurulan iş birliğinin yalnızca bir organizasyon ortaklığı olmadığını, aynı zamanda güçlü bir bilimsel dayanışma ve ortak akıl kültürünün yansıması olduğunu belirten Prof. Dr. Köse, günümüzde bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ancak disiplinlerarası etkileşim ve kurumsal iş birlikleriyle hız kazanabildiğini, farklı bilgi birikimlerinin bir araya gelmesinin yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler üretmenin temel şartı olduğunu belirtti. Rektör Prof. Dr. Saffet Köse "Tek bir kurumun ya da disiplinin sınırları içinde çalışmak başarı için yeterli değildir. Farklı bakış açılarının, bilgi birikimlerinin ve tecrübelerin bir araya gelmesiyle başarı ortaya çıkıyor ve bunu yapabildiğimizde ülkemizin stratejik hedeflerine daha değerli katkılarda bulunabiliyoruz. Bu nedenle iki üniversitenin birlikte böyle bir kongreye imza atması, sadece organizasyonel bir iş birliği değil; aynı zamanda güçlü bir bilimsel dayanışma ve ortak akıl iradesinin somut bir göstergesidir. Bu ortak çalışmalar, birlikte iş yapma ve sinerji oluşturma kültürümüze de büyük katkı sağlıyor. Üniversiteler arası iş birlikleri, bilgi üretimini hızlandırdığı gibi, nitelikli insan kaynağının yetişmesine de doğrudan katkı sağlar. Akademik rekabetin yanında akademik dayanışmanın da güçlenmesi, ülkemizin küresel ölçekte daha görünür ve etkili olmasının önünü açacaktır. Bu tür ortaklıklar, farklı uzmanlık alanlarını buluşturarak daha kapsayıcı ve derinlikli çözümler üretilmesine imkân tanımaktadır” dedi. Yapay Zekâ: Tüm Alanları Yeniden Şekillendiren Bir Paradigma NEVÜ Rektörü Prof. Dr. Semih Aktekin ise konuşmasında, üniversitelerin hem geçmişin bilgi birikimini koruyan hem de geleceği inşa eden kurumlar olduğuna dikkat çekti. Üniversitede bu kongreyle eş zamanlı olarak “I. Ulusal Doğal ve Kültürel Miras Turizmi Sempozyumu’nun da düzenlendiğini hatırlatan Aktekin, söz konusu iki etkinliğin; günümüz dünyasında geçmiş ile geleceğin, yerel ile küreselin ve doğal ile dijitalin iç içe geçtiğini gösterdiğini ifade etti. Yapay zekanın günümüzde yalnızca teknik bir araç olmanın ötesine geçerek toplumsal yaşamın tüm alanlarını yeniden şekillendiren bir paradigma haline geldiğini vurgulayan Aktekin, üniversite olarak bu dönüşüme uyum sağlayan ve yön veren bir vizyon benimsediklerini belirtti. Rektör Aktekin bu kapsamda veri temelli yönetim anlayışını güçlendirdiklerini, yapay zekâ odaklı araştırma ve geliştirme faaliyetlerini stratejik öncelikler arasına aldıklarını ifade etti. Kongrenin sadece bilimsel bildirilerin sunulduğu bir platform olmanın ötesinde, üniversitelerdeki yapay zekâ ve veri bilimi çalışmalarının geleceğini şekillendirecek stratejik bir zemin sunduğunu kaydeden Prof. Dr. Aktekin, özellikle Yapay Zekâ Merkez Müdürleri Çalıştayı’nın bu alandaki kurumsal yapılanmalar ve iş birlikleri açısından önemli çıktılar üreteceğini dile getirdi. Yapay zekanın hukuk, etik ve toplumsal boyutlarının ele alınacağı panellerin de multidisipliner yaklaşımı güçlendireceğini belirten Aktekin, üç gün sürecek kongrenin bilimsel üretime, akademik iş birliklerine ve ülkenin yapay zekâ vizyonuna önemli katkılar sağlayacağına inandığını ifade etti. Prof. Dr. Aktekin ayrıca, kongrenin Kapadokya’nın ilham veren atmosferinde gerçekleştirilmesinin bilimsel etkileşimi artıracağına dikkat çekerek, etkinliğe katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür etti ve üretilen bilginin insanlığa fayda sağlaması temennisinde bulundu. Kendi Teknolojisini Yöneten Ülkeler, Geleceğin Dünyasında Söz Sahibi Olacaklar Kongre Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Alaybeyoğlu ise konuşmasında, Türkiye’nin yapay zekâ alanındaki ulusal hedeflerine katkı sunmayı amaçladıklarını belirterek, dijital dönüşüm ve milli teknoloji hamlesi doğrultusunda yürütülen bilimsel faaliyetlerin önemine dikkat çekti. Yapay zekanın yalnızca teknik bir alan olarak değil, aynı zamanda hukuki, etik ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurgulayan Alaybeyoğlu, kongrenin bu çok boyutlu yaklaşımı destekleyen önemli bir platform olduğunu ifade etti. Yerli ve milli yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesinin stratejik bir gereklilik olduğuna işaret eden Alaybeyoğlu, farklı üniversiteler ve kurumlardan geniş katılımla gerçekleştirilen kongrenin bilimsel iş birliklerini güçlendireceğini belirtti. Merkez Müdürü Prof. Dr. Alaybeyoğlu, “İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak her sene düzenlemekte olduğumuz Uluslararası Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Kongresinin akıncısını Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinin kıymetli ev sahipliğinde gerçekleştiriyor olmanın mutluluğunu yaşamaktayız. Bu süreçte vermiş oldukları desteklerden dolayı Rektörlerimiz; Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü Sayın Prof.Dr. Semih Aktekin Hocamıza ve İKÇÜ Rektörü Sayın Prof.Dr Saffet Köse Hocamıza en derin teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz. İnanıyoruz ki; kendi verisini üreten, kendi algoritmasını geliştiren ve kendi teknolojisini yöneten ülkeler, geleceğin dünyasında söz sahibi olacaklardır. Bu noktada, yerli ve millî yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi, sadece bir bilim politikası değil; aynı zamanda ülkemizin geleceği, bağımsızlığı ve sürdürülebilir kalkınması açısından çok önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle yapay zekâ alanındaki çalışmalarımızı, sadece akademik bir faaliyet olarak değil; aynı zamanda millî bir sorumluluk olarak görmekteyiz. Sayın YÖK Başkanımızın belirttiği ‘Yapay zekâ, veri bilimi ve dijital teknolojiler yükseköğretimde öncelikli alanlarımız arasındadır. Küresel ölçekte rekabet edebilmek için üniversitelerimizin yenilikçi ve teknoloji odaklı bir yapıya kavuşması gerekmektedir’ sözleriyle çizmiş olduğu yol haritası doğrultusunda kongremizde YÖK Üyemiz Sayın Prof.Dr. Derviş Karaboğa Hocamızın açılış konuşmalarını yapacağı ‘Yapay Zeka Merkez Müdürleri’ Çalıştayında, üniversite ve kamu kurum ve kuruluşlarının yapay zeka merkez müdürleri bir araya gelerek, ülkemizin mevcut durumu, yapay zekâ alanındaki gelecek vizyonu ve yapılabilecek iş birlikleri görüşülecektir. YÖK Üyemiz Sayın Prof.Dr. Derviş Karaboğa’ya ve tüm merkez müdürlerine vermiş oldukları destekten dolayı şükranlarımızı sunarız. Sayın Adalet Bakanımız tarafından vurgulandığı üzere, yapay zekâ teknolojilerinin hukuk sistemine entegrasyonu, adaletin daha hızlı, daha etkin ve daha erişilebilir hale gelmesi açısından büyük bir fırsat sunmaktadır. Yapay zekâ gibi çok boyutlu ve hızla gelişen bir alanda yalnızca teknik bakış açısının yeterli olmadığı, bu alanın hukuki perspektiflerle de desteklenmesi gerektiği artık açık bir gerçektir. Bu doğrultuda, kongremiz kapsamında düzenlenecek olan Yapay Zekâ ve Hukuk Paneli, bu dönüşüm sürecini çok boyutlu olarak ele almayı, güncel uygulamaları, karşılaşılan sorunları ve geleceğe yönelik perspektifleri tartışmayı amaçlamaktadır. Panelde değerli görüş ve katkılarıyla bizleri onurlandıracak olan Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyesi, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr. Çetin Arslan’a, Yargıtay 11. Ceza Dairesi Üyeleri Orhan Balbal ve Lütfi Aksoy’a, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sayın Prof.Dr. Berrin Akbulut’a, ‘Yapay Zekâ ve Hukuk’ Paneli Moderatörü Sayın Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu’na en içten teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz. Farklı ülkelerden ve üniversitelerden, hem sosyal bilimlerden hem de fen bilimlerinden, özel sektör ve kamu kurumlarından çok sayıda akademik bildirinin sunulacağı ve her geçen yıl daha da büyüyen kongremizin gerçekleştirilmesinde çok büyük emek sarf eden; kongrenin koordinatörü olan İzmir Katip Çelebi Üniversitesi yönetimine ve kongrenin yerel ev sahipliğini yapan Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesine, destekleriyle kongreye güç katan Erciyes Üniversitesi Ekibine, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi ekibine ayrıca minnetlerimizi sunuyoruz” dedi. NEVÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Doç. Dr. Ebubekir Kaya, yapay zekanın günümüzde yalnızca bir teknoloji olmanın ötesine geçerek yaşamın tüm alanlarını dönüştüren stratejik bir güç haline geldiğini ifade etti. Kaya; sağlık, eğitim, sanayi ve enerji başta olmak üzere birçok sektörde etkisi giderek artan yapay zekâ çalışmalarının bilimsel etkinlikleri daha da önemli kıldığını vurguladı. Yedi farklı ülkeden 150’nin üzerinde bildirinin sunulacağı kongrenin akademi, kamu ve sanayi iş birliğini güçlendiren nitelikli bir platform sunduğunu belirten Kaya, kongre kapsamında ayrıca Yapay Zekâ Merkez Müdürleri Çalıştayı ile Yapay Zekâ ve Hukuk Paneli gibi önemli oturumların gerçekleştirileceğini ifade etti. Yapılan açılış konuşmaları ve sunumların ardından, NEVÜ ev sahipliğinde 3 gün boyunca devam edecek olan ICADA 2026’nın oturumlarına geçildi. Katılımcılar ayrıca NEVÜ İhtisaslaşma Koordinatörlüğü tarafından “I. Ulusal Doğal ve Kültürel Miras Turizmi Sempozyumu” kapsamında üniversitenin Vali Şinasi Kuş Kültür ve Kongre Merkezi Fuaye Salonlarında açılan sergi ve atölyeleri ziyaret etti. ICADA 2026, önümüzdeki günlerde uzman sunumları ve yapay zekâ ekosistemine dair derinlikli tartışmalarla devam edecek. -
22.04.2026İKÇÜ Film Festivali’nde Perde İkinci Kez Açıldı
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) tarafından düzenlenen ve gelenekselleşme yolunda emin adımlarla ilerleyen "İKÇÜ Film Festivali", "İzmir’in Festivali" olma vizyonu ve kültürel miras vurgusuyla başladı.Sanatı toplumun her kesimiyle buluşturma vizyonuyla yola çıkan, kültürel mirası sinemanın evrensel diliyle buluşturan 2. İKÇÜ Film Festivali, Merkez Kampüs şenlik alanında düzenlenen açılış töreniyle kapılarını sinemaseverlere açtı. Açılışa Rektör Yardımcısı ve Festival Başkanı Prof. Dr. Yasin Bulduklu ile Medya ve İletişim Bölüm Başkanı ve Festival Sanat Yönetmeni Prof. Dr. Cenk Demirkıran, Festival Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Halit Kartal, Festival Direktörü Burak Taylan Yılmaz, dekanlar, sponsor firmaların temsilcileri, davetli konuklar, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci katıldı. Törenin açılış konuşmaları, İKÇÜ Rektör Yardımcısı ve Festival Başkanı Prof. Dr. Yasin Bulduklu ile Medya ve İletişim Bölüm Başkanı ve Festival Sanat Yönetmeni Prof. Dr. Cenk Demirkıran tarafından yapıldı. "Geleceği Geçmişin Mirası Üzerine İnşa Ediyoruz" Rektör Yardımcısı ve Festival Başkanı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, sinemanın bir medeniyet taşıyıcısı olduğunu vurgulayarak, kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarma amacında olduklarını belirtti. Festivalin hem genç yeteneklere alan açtığını hem de profesyonel sinemacılar için güçlü bir iş birliği zemini oluşturduğunu kaydeden Prof. Dr. Bulduklu, festivalin bu yıl vizyonunu genişleterek sürdürülebilirlik hedefine ulaştığını vurguladı. Prof. Dr. Bulduklu, “Biz geleceğin geçmiş olmadan inşa edilemeyeceğini biliyoruz. Festival ile kadim geçmişimize ve insanlığın ortak mirasına yönelik bir farkındalık yaratmayı hedefliyoruz. Sinema, kültürel mirası görünür kılan, hissettiren ve evrensel bir dile dönüştüren en etkili araçlardan biridir. Festivalimiz, gelenek ile geleceği, yerel ile evrenseli buluşturan bir köprü olma iddiasını taşıyor. Biz geleceğin geçmiş olmadan inşa edilemeyeceğini biliyoruz ve yarına ilişkin başarılı adımlar için en sağlam temelin kültürel miras olduğunun farkındayız” dedi. İzmir’in Kültürel Dinamizmi Beyaz Perdede "Biz İzmir’in festivaliyiz" diyen Prof. Dr. Bulduklu, şehrin sokaklarında ve hafızasında biriken hikâyeleri beyaz perdeye taşıyarak kentsel belleği canlandırmayı önemsediklerini belirtti. Sanatın bir kesimin değil, toplumun her kesiminin hakkı olduğunu ifade eden Bulduklu, festivalin kapsayıcı yapısına ve 23 Nisan Çocuk Bayramı’na özel hazırlanacak çocuk filmleri kuşağına da değindi. Geçen yıl yapılan süreklilik vurgusunun bu yıl meyvelerini verdiğini belirten Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, paydaşlardan alınan güçle daha büyük hedeflere yürüdüklerini dile getirdi. Prof. Dr. Bulduklu, "Biz İzmir’in festivaliyiz ve şehirle daha fazla etkileşim içinde bir gelenek oluşturma vizyonuna sahibiz. Şehrimizin sokaklarında, meydanlarında ve hafızasında biriken hikâyeleri beyaz perdeye taşıyarak kentsel belleği canlandırmayı önemsiyoruz. Sanatı belli bir kesimin değil, toplumun her kesiminin hakkı olarak görüyoruz. Bu nedenle etkinliklerimizi geniş kitlelere ulaştırmayı, sinemayı herkes için erişilebilir kılmayı temel bir sorumluluk olarak görüyoruz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda şehrin çocuklarıyla buluşacağız. 23 Nisan’da çocuk filmleri kuşağıyla hem çocuklarda farkındalık oluşturmak hem de festivali İzmir’in sahiplenmesini sağlamak istiyoruz. İnanıyorum ki, ilerleyen yıllarda bu festival büyüyerek devam edecek. Bu süreçte emeği geçen başta Festival Sanat Yönetmenimiz Prof. Dr. Cenk Demirkıran, Festival Koordinatörümüz Dr. Öğr. Üyesi Halit Kartal ve Festival Yönetmenimiz Burak Taylan Yılmaz olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarıma, jüri üyelerimize ve eserleriyle festivalimize değer katan tüm sinemacılara teşekkürlerimi sunuyorum. Burada en önemli güç elbette paydaşlarımız. Bunların başında ise, geçen yıl çok büyük destek veren, bu yıl da maddi ve manevi olarak yanımızda olan İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Vakfı geliyor. Başta Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Karace olmak üzere tüm İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi yönetimine teşekkür ediyorum. Bu yıl teknoloji sponsorumuz olan Salttürk Oğulları İnşaat’a, İzmir Kültür ve Sanat Fabrikası’na, yine geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ulaşım sponsorluğumuzu üstlenen AVEK’e, Can Kardeşler Kuruyemiş’e, yine bu yıl birlikte çalışmaktan son derece mutlu olduğumuz FT Lotus Termal Otel’e, Renk Sinemaları İstinyepark’a, Urladam’a ve her zaman yanımızda olan Anadolu Ajansı’na ve TRT’ye; ayrıca kamuya açık alanların kullanımı konusunda destek veren ve festivalin 23 Nisan il protokolüne dahil olmasını sağlayan İzmir Valiliği ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne çok teşekkür ediyorum. Keyifli seyirler diliyor, festivalin hayırlı ve devamlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Mühendislikten Sağlığa: Herkes İçin Sinema Festival Sanat Yönetmeni Prof. Dr. Cenk Demirkıran, bu yılki programın sadece iletişim öğrencilerine değil, tüm branşlara hitap edecek şekilde tasarlandığını vurguladı. Festivalin disiplinlerarası yapısına ve mezuniyet sonrası kariyer planlamaları için kritik bir networking fırsatı sunduğuna değinen Prof. Dr. Demirkıran, "Mühendislik öğrencilerimiz yapay zeka ve Unreal Engine atölyeleriyle sinemanın teknolojik geleceğini görecek. Sosyal bilimler öğrencilerimiz arkeolojiden psikolojiye kadar pek çok alanın beyaz perdedeki iz düşümüne tanıklık edecek. Sağlık bilimleri öğrencilerimiz ise insan denen biyolojik mucizenin farklı derinliklerini sinema aracılığıyla keşfedecek. Medya ve iletişim alanında, sanat alanında öğrenim gören öğrencilerimiz de sektör profesyonelleriyle buluşarak hem sinemaya dair profesyonellerin deneyimlerinden faydalanacaklar hem de ileride mezun olduklarında çalışacakları sektörle bağlantı fırsatı yakalayacaklar. Bu festivalin gerçekleştirilmesi için üstlendiği sorumluluk ve ekibimizin hayallerine verdiği destek ve emekleri için Rektör Yardımcısı ve Festival Başkanı Prof. Dr. Yasin Bulduklu’ya çok teşekkür ediyorum. Emekleri için Koordinatörümüz Dr. Öğr. Üyesi Halit Kartal’a, Festival Direktörümüz Burak Taylan Yılmaz’a ve konuk Koordinatörümüz Meryem Yılmaz’a da ayrıca teşekkür ediyorum” diye konuştu. "Nasipse Olur" ile Eğlenceli Başlangıç Açılış konuşmalarının ardından sinemaseverler, “Nasipse Olur” filminin gösterimiyle keyifli anlar yaşadı. Gösterimin hemen ardından düzenlenen söyleşide, filmde rol alan ünlü oyuncu Hakan Bulut, Prof. Dr. Cenk Demirkıran’ın moderatörlüğünde izleyicilerin sorularını yanıtlayarak deneyimlerini paylaştı. İKÇÜ Film Festivali, hafta boyunca panel, atölye çalışması ve film gösterimleriyle İzmirli sanatseverleri ağırlamaya devam edecek. Festival, kentin farklı noktalarında gerçekleşecek gösterim ve etkinliklerle İzmir’in kültürel hayatına zenginlik katmayı hedefliyor. -
22.04.2026
İKÇÜ Film Festivali’nde Belgesel ve Hakikat Vurgusu
Bu yıl ikincisi düzenlenen ve “Kültürel Miras” temasını odağına alan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Film Festivali, belgesel dünyasının önemli isimlerini ağırlamaya devam ediyor. Festival kapsamında düzenlenen “Kültürel Miras ve Belgesel Sinema” başlıklı söyleşinin konuğu, TRT Belgesel Kanal Koordinatörü Ahmet Canbaz oldu. Rektör Yardımcısı ve Festival Başkanı Prof. Dr. Yasin Bulduklu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşide, TRT Belgesel Koordinatörü Ahmet Canbaz, kültürel mirasın korunmasında belgesel dilinin önemi, belgesel yayıncılığının kültürel hafızayı korumadaki stratejik önemi ve yapay zekanın sektöre etkileri gibi başlıklarda açıklamalarda bulundu. Kültür, Dünle Bağlantısız İnşa Edilemez Söyleşinin açılış konuşmasını yapan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, kültürel mirasın somut varlıkların ötesinde, çok boyutlu bir değerler bütünü olduğunu vurgulayarak; sinema ve belgesel yapımların bu mirası korumadaki gücüne dikkat çekti. Bu yılki festivalin ana temasını "kültürel miras" olarak belirlediklerini hatırlatan, medyanın toplumsal hafızayı diri tutma misyonuna değinen Prof. Dr. Bulduklu, "Kültür, aslında dünle bağlantısız inşa edilmesi olanaklı olmayan bir değerler bütününü ifade ediyor. Medyanın kültürü aktarmak, onun toplumsal hafızada yer edinmesini sağlamak ve unutulan değerleri öne çıkarmak gibi önemli bir işlevi olduğuna inanıyorum. Bu yıl, ikincisini düzenlediğimiz İKÇÜ Film Festivali’nin ana konularından birini ‘kültürel miras’ olarak belirledik. Bu anlamda, sadece fiziksel bir ürünün ya da mimari bir eserin, daha genel bir ifadeyle somut bir varlığın aktarılmasının da ötesinde kültürel mirası farklı boyutlarıyla değerlendirme motivasyonuyla hareket ettik. Bildiğiniz gibi pek çok farklı konu başlığı etrafında film festivalleri yapılıyor ama kültürel miras gibi son derece önemli bir konunun altını özellikle çizmek gerektiğine ilişkin kanaatimi paylaşmak istiyorum. Sinemanın ve belgesel yapımların, unutulan değerleri öne çıkarmak gibi hayati bir işlevi var. Özellikle TRT’nin bu unsurları canlandırmaya yönelik çabalarını çok kıymetli buluyorum. Bu alana ciddi katkılar sunan TRT ailesine ve TRT Belgesel Kanal Koordinatörü Sayın Ahmet Canbaz’a teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. TRT Hem Bellektir Hem Gelecek Söyleşinin başında TRT’nin bir kamu yayıncısı olarak misyonuna dikkat çeken TRT Belgesel Kanal Koordinatörü Ahmet Canbaz, kültürel mirası yaşatmanın sadece bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluk olduğunu belirtti. TRT’nin güncel mottosuna atıfta bulunan Canbaz, " Kültürel mirasa sahip çıkmak; tarihsel ve medeniyet birikimimizle bugünlere taşınmış tüm unsurları hafızada diri tutmaktır. Bir kamu yayıncısının temel misyonu, bu birikimi sürekli tazeleyerek gelecek nesillere aktarmaktır. TRT kurumunun 'TRT hem bellektir hem gelecektir' mottosu da tam olarak bu bellek vurgusuna hitap ediyor. Kültürel mirası sadece belgeselle değil; animasyonlardan haber bültenlerine, kurmaca filmlerden sinemaya kadar her alanda hafızada diri tutmak ve gelecek nesillere aktarmak bizim temel görevimizdir" dedi. Belgesel, Hakikatle Bağını Koparamaz Belgeselciliği diğer sanatsal türlerden ayıran en keskin çizginin "gerçeklik" olduğunu ifade eden Koordinatör Canbaz, belgeselcinin gerçeklikten kopma lüksü olmadığını hatırlattı. Bu türün izleyici nezdinde bir güven unsuru taşıdığını aktaran Canbaz, "Belgeseli gerçeklikten koparmak gibi bir hakka sahip değilsiniz. Kurmacada hakikati yok sayabilir, tamamen hayal ürünü bir içerikle insanların karşısına çıkabilirsiniz. Ancak belgeseli gerçeklikten koparmak gibi bir imtiyaza sahip değilsiniz. Özellikle kamu yayıncılığında, teyit edilemez bir bilgiyi gerçekmiş gibi yansıtma lüksümüz yok. Belgesel mutlaka teyit edilebilir bir gerçeklikle bağlantılı olmalıdır. Bu hakikate olan sadakat, kültürel mirası taşırken muhatabımıza ciddi bir güven veriyor" diye konuştu. Yapay Zekâ Bir Çığ Gibi Geliyor Sektörün en çok tartışılan konularından biri olan yapay zekaya da değinen TRT Belgesel Kanal Koordinatörü Canbaz, teknolojinin bir "çığ gibi" geldiğini ancak belgeseldeki "doğallığın" yerini tutamayacağını ifade etti. Teknolojinin geleneksel prodüksiyonu tahtından indirecek bir hızla geldiğini ancak belgeselcilikte "doğallığın" hala en büyük değer olduğunu vurgulayan Canbaz, “Yapay zekadan kaçış yok, bir çığ gibi geliyor. Bütçe ve hız açısından büyük pratiklik sağlıyor. Örneğin 20. yüzyıl başındaki bir keşif hikayesi için dev bütçelerle kutup atmosferi yaratmak yerine, yapay zeka ile 30 saniyelik sahneler kurgulayabiliyoruz. Ancak bir kamu yayıncısı olarak hukuki zemin ve telif meseleleri nedeniyle buna ihtiyatlı yaklaşıyoruz. Kanal olarak bu teknolojiye karşı biraz mesafeliyiz çünkü izleyicimiz bizden yapaylıktan uzak bir doğallık bekliyor. Ne kadar teknoloji gelişirse gelişsin, insanın kendi hikayesini asla tamamen yapay zekanın elinden izleyemeyeceğimizi ümit ediyorum. Bizim 'gönül' dediğimiz o bağ, teknolojinin dayattığı hikâyenin her zaman bir adım önünde kalacaktır” şeklinde konuştu. Genç Belgeselcilere Tavsiye: "Mikro Hikayeleri Yakalayın" Günümüz teknolojik imkanlarıyla bir akıllı telefonun bile dev prodüksiyonların önüne geçebileceğine işaret eden Ahmet Canbaz, genç iletişimcilere teknolojiden ziyade vizyona yatırım yapmaları çağrısında bulundu. Canbaz, "Teknolojik imkanlardan ziyade, insanı ve hayatı doğru okuma becerinizi geliştirmeniz lazım. Bizlerin göremediği bir mikro hikayeyi bir cep telefonuyla yakaladığınızda, onlarca kişilik ekiplerin ürettiği işlerin önüne geçebilirsiniz. Burada önemli olan teknoloji değil; insanı ve hayatı doğru okuma becerisidir. Mikro hikayeleri keşfettiğiniz ölçüde fark yaratırsınız. Kendinize yatırım yapın; çünkü bu bayrağı bizden sizler devralacaksınız. Biz TRT olarak parlak fikirlere ve derli toplu dosyalarla gelen genç yeteneklere kapımızı her zaman açık tutuyoruz” dedi. Söyleşi, öğrencilerin yoğun ilgisi ve soru-cevap bölümüyle devam ederken; Prof. Dr. Yasin Bulduklu, kültürel mirasın korunmasına ve belgeselcilik alanına sunduğu katkılardan dolayı Ahmet Canbaz’a teşekkür belgesi takdim etti. İKÇÜ Film Festivali, hafta boyunca çeşitli söyleşi, panel ve film gösterimleriyle kültürel değerleri sinema merceğinden izleyiciyle buluşturmaya devam edecek. -
17.04.2026
İKÇÜ EGEKAF 2026’da Yerini Aldı
Ege Bölgesi'nin önemli kariyer etkinliklerinden biri olan EGEKAF'26, Türkiye Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) ev sahipliğinde yapıldı. Aydın Büyükşehir Belediyesi Tekstil Park Fuar Alanında düzenlenen fuarın açılışına; Aydın Valisi Yakup Canbolat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Lutfihak Alpkan, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse diğer paydaş üniversitelerin rektörleri, kamu kurumları ve özel sektör temsilcileri katıldı. Açılışa katılan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Akbulut ile birlikte İKÇÜ Kariyer Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi standının da yer aldığı fuar alanındaki stantları ziyaret etti. İKÇÜ’yü temsilen fuarda görev alan yetkililerle bir süre sohbet eden Prof. Dr. Köse, kariyer planlama süreçlerinde bu gibi büyük organizasyonların önemine dikkat çekerek; “EGEKAF26’da paydaş üniversite İKÇÜ olarak biz de varız. Türkiye yüzyılının en büyük gücü olarak, gençlerimizin girişimciliğini ve kabiliyetlerini iş dünyasına aktarabilmeniz için bu fuarları çok değerli buluyorum. Meslek hayatınıza başlarken size yol göstereceğine inandığım Ege Bölgesi’nin en büyük kariyer buluşmasına öğrenci ve mezunlarımızı davet ediyorum” ifadelerini kullandı. İki gün sürecek fuar boyunca öğrenciler, farklı sektörlerden temsilcilerle bir araya gelerek kariyerlerine dair önemli bilgiler edinme imkânı buldu. -
17.04.2026
ÜBYS Binasında Geri Sayım Başladı
Yapımı tamamlanan ve önümüzdeki günlerde teslim alınması beklenen İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Üniversite Bilgi Yönetim Sistemi Binasındaki (İKÇÜ-ÜBYS) çalışmalar Rektör Prof. Dr. Saffet Köse tarafından yerinde incelendi. Yapımına 2024 yılında başlanan ve geçtiğimiz ay tamamlanan İKÇÜ-ÜBYS binasında montaj çalışmalarını inceleyen Rektör Köse'ye Rektör Yardımcıları Prof. Dr.Yasin Bulduklu, Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ender Akan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Özar Kaya, Genel Sekreter Yardımcısı M. Enes Uzun, Bilgi İşlem Daire Başkanı Fatih Tunçez, Yapı İşleri Daire Başkanı Yasin Yıldız, ilgili birim yöneticileri ile kontrol teşkilatı eşlik etti. İnceleme ziyareti sırasında değerlendirmelerde bulunan Rektör Köse, teknolojinin günümüzde ülkelerin gelişmişlik seviyesini belirleyen en önemli unsurlardan biri hâline geldiğini vurguladı. Özellikle bilişim alanında sürekli değişen ve gelişen teknolojilere uyum sağlamanın akademinin öncelikli görevi olduğunu belirten Rektör Köse, Türkiye’nin son yıllarda teknoloji alanında önemli bir ivme yakaladığını belirterek şunları söyledi: “Teknoloji artık sadece işleri kolaylaştıran bir araç olmanın ötesine geçti ve gelinen noktada ülkelerin bağımsızlığını, rekabet gücünü ve geleceğini belirleyen stratejik bir güç halini aldı. Türkiye, son yıllarda özellikle savunma sanayiinden yazılım teknolojilerine kadar birçok alanda önemli bir yükseliş ivmesi yakaladı ve bunda güçlü devlet iradesi ile kararlı kamu yönetiminin önemli etkisi var. Bizler de akademik anlamda ülkemizin stratejik hedeflerine katkı vermek mecburiyetinde kurumlarız. Kanaatimce üniversitelerin en önemli görevi de bu noktada ortaya çıkıyor. Ar-Ge faaliyetlerinden nitelikli insan gücü yetiştirmeye pek çok boyutta bu katkının verilmesi gerekiyor. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi olarak biz de bu sürecin aktif bir parçası olmaya çabalıyoruz. Bilindiği üzere Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ortaklığında Üniversitemizde geliştirilen yerli ve millî yazılım projeleri hem kurum içi dijital altyapımızı güçlendiriyor hem paydaşlarımıza güvenli bir altyapı hizmeti sunuyor hem de ülkemizin teknoloji üretme kapasitesine katkıda bulunuyor. Bu bina ile biz çıtayı daha da yukarı taşımak için güçlü bir motivasyona sahip olduk. Bu noktada başta Strateji ve Bütçe Başkanlığımız olmak üzere bu zor dünya koşullarında binanın bitmesinde emek verenlere, katkıda bulunanlara hususi teşekkürlerimi sunuyorum. Geleceğin dünyasında sadece teknolojiyi kullanan değil, teknolojiyi üreten ülkeler söz sahibi olacak. Biz bu amaç için artık daha güçlüyüz ve bu hedef için durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz. Bilgi İşlem altyapımız ile güçlü dijital ekosistemimiz çok yakında yeni binasında yeni bir heyecan ile kapasitesini daha da güçlendirecek. Devletimizin ortaya koyduğu güçlü vizyon ve sağladığı imkânlar sayesinde Türkiye’nin teknoloji alanındaki yükselişinin önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağına inanıyor bunun için sorumluluğa hazır olduğumuzu bu vesileyle tekrar ifade ediyorum. Bu kadar kısa sürede bu binanın hizmete açılmasına emek veren tüm yöneticilerimizi ve çalışanlarımızı kutluyorum” dedi. Ziyarette, Bilgi İşlem biriminde yürütülen dijital altyapı çalışmaları, yazılım projeleri, yeni binanın fiziksel ve teknik kapasitesi ile yeni projeler hakkında Rektör Köse’ye detaylı bilgi verildi. -
13.04.2026
Başkan Prof. Dr. Erol Özvar, İKÇÜ’yü Ziyaret Etti
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) arasında “Üniversite-Sanayi İş Birliği Protokolü” imzalamak için İzmir’de bulunan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesini (İKÇÜ) ziyaret etti. Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda düzenlenen Üniversite-Sanayi İş Birliği Protokolü imza töreninin ardından, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Ana Yerleşkesine yapılan ziyarette Başkan Prof. Dr. Erol Özvar’ı Rektör Prof. Dr. Saffet Köse karşıladı. Rektörlük makamında yapılan görüşmede üniversitede yürütülmekte olan faaliyetler hakkında Başkan Özvar’a Rektör Prof. Dr. Saffet Köse tarafından kısa bir sunum yapıldı. Ziyarette YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Naci Gündoğan, Yürütme Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mahmut Ak, Prof. Dr. Erol Arcaklıoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Karaman, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, İzmir Bakırçay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rasim Akpınar, İKÇÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Prof. Dr. Muhsin Akbaş ve Prof. Süleyman Akbulut ile Genel Sekreter Nurettin Memur da hazır bulundu. Ziyarette sanayi ve üniversite iş birliğine özel vurgu yapan Başkan Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretimin yapısının; ekonomik, teknolojik gelişmeler ve iş gücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda uzun vadeli bir planlamayla yeniden şekillendirildiğini vurguladı. Başkan Özvar: “Üniversite-sanayi iş birlikleri artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk olarak görülmeli. Biz yükseköğretimde yeni bir paradigma değişimini hayata geçirdik. Bu dönüşümün temel eksenini akademi ile sektör arasındaki bağları güçlendirmek oluşturuyor. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitemiz de İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (İAOSB) ile komşu ve üniversite-sanayi iş birliği kapsamındaki çalışmalarını yakından takip ediyorum. Bu anlamda yaptıkları çalışmalar için başta Rektör Prof. Dr. Saffet Köse olmak üzere emek veren herkese teşekkür ediyorum” dedi. Ziyaretten sonra konuşan Rektör Köse, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ı, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi olarak ağırlamaktan büyük bir onur duyduklarını ifade etti. Rektör Prof. Dr. Saffet Köse: “Biz bir ekip olarak gerçekten iyi işler yaptık ve bu ekibin başında elbette Sayın YÖK Başkanımız var. Çalıştığımız süre boyunca üniversitede üretilen bilimsel bilginin toplum yararına kullanılmasına önem verdik. İAOSB başta olmak üzere sanayi kuruluşlarımız ve meslek örgütlerimizle çok yakın ve tam koordinasyon içinde çalıştık. Üniversite olarak yerli ve özgün, teknoloji üreten, geliştiren bir Türkiye için çalışıyoruz. Öğrencilerimizin nitelikli biçimde yetişmesini ve başarılarını önceliyoruz. Üretim, gelişme ve istihdam odaklı projelerin içinde hep var olmaya özen gösteriyoruz. Ben tüm bu süreçlerde bize her zaman destek veren YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar Hocamıza kalbi şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu. -
13.04.2026
Diş Hekimliği Fakültesinde Taşınma Süreci Başladı
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Diş Hekimliği Fakültesi’nde yeni binaya taşınma süreci başladı. Merkez kampüste hizmete açılacak olan fakülte ve hastane binasında yürütülen montaj çalışmalarını yerinde inceleyen İKÇÜ Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse, sürece ilişkin yetkililerden bilgi aldı. Yapılan incelemeye Rektör Köse’nin yanı sıra rektör yardımcıları Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Prof. Dr. Muhsin Akbaş, Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ender Akan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Özer Kaya, Genel Sekreter Yardımcısı M. Enes Uzun ve Yapı İşleri Daire Başkanı Yasin Yıldız, ilgili birim yöneticileri ile kontrol teşkilatı hazır bulundu. İnceleme kapsamında binada devam eden taşınma ve hazırlık çalışmalarını değerlendiren heyet, eğitim-öğretim ve sağlık hizmetlerinin en kısa sürede yeni mekânda daha güçlü bir altyapıyla sürdürülebilmesi için yürütülen çalışmalar hakkında Rektör Köse’ye bilgi verdi. Ziyaret sonrası değerlendirmelerde bulunan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Diş Hekimliği Fakültesi’nin yeni binasında uzunca bir süredir devam eden yoğun çabalardan sonra nihayet taşınma aşamasına gelindiğini belirtti. Rektör Köse: “Diş Hekimliği Fakültemizin yeni binasında taşınma sürecini yerinde incelemek üzere bugün çalışma arkadaşlarımızla birlikte buradayız. Türkiye’de diş hekimliği alanında inşa edilen en büyük yapılardan biri olan bu kompleks, sadece fiziki büyüklüğüyle değil, aynı zamanda sahip olduğu modern altyapı ve modüler sistem mimarisiyle de dikkat çekmektedir. Modüler sistem anlayışı sayesinde fakültemiz, gelişen ihtiyaçlara ve teknolojik yeniliklere kolaylıkla uyum sağlayabilecek bir yapıya kavuştu. Bu durum hem eğitim hem de sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir ve yüksek standartlarda yürütülmesine önemli düzeyde katkı sağlayacak. Amacımız, öğrencilerimize çağın gereklerine uygun, güçlü bir akademik ve klinik eğitim ortamı sunarken; aynı zamanda bireylerin ve dolayısıyla toplumun sağlığına doğrudan katkı sağlamak. Güçlü kadromuzla örnek bir hizmet modeli oluşturmak. Diş Hekimliği Fakültemiz, yalnızca üniversitemizin değil, aynı zamanda bölgemizin de önemli sağlık merkezlerinden biri olacak. Bu modern altyapı sayesinde başta İzmir olmak üzere çevre illerden gelen vatandaşlarımıza daha kapsamlı ve nitelikli ağız ve diş sağlığı hizmeti sunmayı hedefliyoruz. Ben, bu yapının inşa edilmesinde ve hayata geçmesinde emek veren herkese kalbi şükranlarımı sunuyorum” dedi. Taşınma sürecinin kısa süre içinde tamamlanması ve binanın tam kapasiteyle hizmet vermeye başlaması için çalışmalar sürüyor. İKÇÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nin yeni binasında hem eğitim hem de klinik hizmet alanlarının daha geniş ve modern imkânlarla donatılması planlanıyor. -
13.04.2026
Hemşirelikte İleri Bakış Sempozyumunun Üçüncüsü Düzenlendi
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü, Hemşirelik Bilim Kültür ve Sanat Topluluğu ve Öğrenci Hemşireler Derneğinin düzenlediği ‘Hemşirelikte İleri Bakış Sempozyumu’nun üçüncüsü “Bakımın Ötesindeki Güç: Değişen Dünyada Dönüşen Rollerimiz” temasıyla hemşirelik mesleğinin geleceğine odaklandı. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, sağlık sektörünün temel yapı taşlarından olan hemşirelik mesleğinin geleceğine odaklanan dev bir organizasyona daha ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden, farklı üniversitelerden gelen öğrencileri, İzmir’deki üniversitelerin sağlık bilimleri fakültelerinin ve hemşirelik bölümlerinin yönetici ve akademisyenlerini ve alanında uzman isimleri bir araya getiren “Hemşirelikte İleri Bakış Sempozyumu”; sağlık hizmetlerinin hızla dönüştüğü ve insan gereksinimlerinin yeniden şekillendiği günümüzde, katılımcılara geniş bir gelecek perspektifi sundu. Hekim Hacı Paşa Konferans Salonunda düzenlenen sempozyumun açılışına Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ayşe Akbıyık, Hemşirelik Fakülteleri Dekanlar Konseyi Başkanı ve Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Filiz Öğce Aktaş, İKÇÜ SBF Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Yıldırım Sarı, İzmir Ekonomi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tülay Yavan, İzmir Tınaztepe Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gülendam Hakverdioğlu Yönt, İzmir Bakırçay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Kader Mert, İKÇÜ SBF Hemşirelik Bölüm Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Leyla Baysan Arabacı ve Dr. Öğr. Üyesi Esra Ardahan Akgül, İzmir Demokrasi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Vildan Kocatepe, Türk Hemşireler Derneği Başkanı Doç. Dr. Azize Atlı Özbaş, Hemşirelik Eğitimi Derneği Başkanı Doç. Dr. Havva Arslan Yürümezoğlu, İzmir Şehir Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Uzman Hemşire Fatma İncekara Aydın, Öğrenci Hemşireler Derneği Başkanı Ezgi Erdoğan, akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katıldı. SBF ve Hemşirelik Bölümü Sektörde Oldukça Güçlü Bir Yerde Sempozyumun açılış konuşmasında, öğrencilerin düzenlediği bir organizasyona Türkiye’nin çeşitli yerlerinden, farklı üniversitelerden bu kadar çok öğrencinin katılmasından duyduğu memnuniyeti paylaşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, “Üniversitemizde, eğitime ilk başlayan fakültelerden olan Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin ve ilk mezun veren bölümlerden olan Hemşirelik Bölümü’nün sektörde oldukça güçlü yerlerde olduğunu görüyoruz. Ben, diğer üniversitelerde tıp fakülteleri ve tıp fakülteleri hastaneleri üzerinden yürütülen hemşirelik eğitimini, afiliasyon kapsamında yürüterek bir avantaja çeviren ve imkansızlıklardan imkan yaratan bölüm hocalarımızı ve Prof. Dr. Hatice Yıldırım Sarı hocamız da dahil, bugüne kadar hizmet etmiş bölüm başkanlarımızı bu başarıdan dolayı kutluyorum. Hocalarımızın ve öğrencilerimizin hem İzmir Şehir Hastanesi’nde hem İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hem de uygulamaya çıkılabilecek her alanda bulunmasını sağlamak adına önemli çalışmalar yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi yönetimine ve Hemşirelik Bölümü yönetimine çok teşekkür ediyorum” diye konuştu. Dönüşüme, İnsanlığımızı Unutmadan Ayak Uyduracağız Başarının günümüzün bilimi ile yarının teknolojisini bileştirmekle ve dönüşüme ayak uydurmakla mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bulduklu, “Birikimle ortaya çıkan bir olgu olan bilimi teknolojiyle eşleştirmediğinizde ya da teknikle bir araya getirmediğinizde ortaya çıkan sonuç, emin olun ki başarısızlık olacaktır. Dolayısıyla başarı istiyorsanız, teknolojik dönüşüme de ayak uydurmak zorundasınız. Dönüşüme ayak uyduracağız ama bunu, insanlığımızı ve bakım hizmeti verdiğimiz kişilerin de insan olduğunu unutmadan yapacağız. Çünkü hemşirelik; merhametle, insana dokunmakla ve yüksek empati gücüyle yapılması gereken bir meslek. Bu anlamda, günümüzün en önemli teknolojisi ve en çok tartışılan konularından biri olan yapay zekanın sizden alamayacağı tek şeyin kişiliğiniz, karakteriniz ve iletişim beceriniz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ben, öğrencilerimizin bu yetilere sahip olduğunu net olarak görebiliyorum. Bu anlamda hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bu önemli programın öğrenciler tarafından organize edilmiş olmasını son derece kıymetli buluyorum. Başta bölüm hocalarımız olmak üzere düzenleme kuruluna, emek veren tüm öğrencilerimize ve siz katılımcılara çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Her Alanda Fark Yaratan Hemşireler Yetiştiriyoruz Özünde bakım olan hemşireliğin, insanlık tarihi kadar eski ve vazgeçilmez bir meslek olduğunu vurgulayan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Akbıyık, “Hemşirelik mesleği günümüzde yalnızca bakım veren değil; liderlik, eğitim, araştırma ve inovasyon süreçlerinde de ön safta yer alan bir disipline dönüşmüştür. Değişen sağlık sisteminde temel hedefimiz, bu güçlü yönlerimizi teknoloji ve bilimle harmanlayarak, mesleki rollerimizi daha da güçlendirmektir. Bugün burada hemşirelik eğitiminden liderliğe, mesleki dayanışmadan yenilikçi yaklaşımlara kadar pek çok kritik konuyu uzmanlarıyla birlikte ele alacağız. İKÇÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak vizyonumuz, sadece bakım süreçlerini yöneten değil, aynı zamanda bilim üreten, öğreten ve her alanda fark yaratan hemşireler yetiştirmektir. Kıymetli katılımcılar, bu sempozyumun hepinize yeni perspektifler kazandıracağına yürekten inanıyorum. Bu kıymetli organizasyonda emeği geçen başta düzenleme kurulu olmak üzere tüm akademik ve idari paydaşlarımıza, değerli konuşmacılarımıza ve katkı sunan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgili öğrenciler, sizler bu mesleğin sadece geleceği değil, aynı zamanda değişim gücüsünüz. Sizin enerjiniz ve vizyonunuz, hemşirelik mesleğine önemli katkılar sunacaktır. Sempozyumun verimli ve ilham verici olmasını diliyor, katılımınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Önceliğimiz: Öğrenmeyi Öğrenmek Hemşirelik mesleğinin çok hızlı bir dönüşüm sürecinden geçtiğini kaydeden Hemşirelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hatice Yıldırım Sarı, “Dünyanın ve toplumun değişmesiyle, mesleğimizde de buna paralel olarak dönüşümler yaşanıyor. Bizler bugün, mesleğimizi nereye konumlandıracağımızı ve yapılandıracağımızı; ileriye dönük hedef ve stratejilerimizi konuşmak için bir araya geldik. Dijitalleşmenin ve teknolojinin bu kadar geliştiği bir dünyada, sağlıkla ilgili sorunlar da farklılaşıyor. Bugün burada, hemşirelik mesleğinde bakımı uygularken teknolojiyi ve dijitalleşmeyi bakıma nasıl yansıtacağımız veya teknolojinin bakımın önüne mi geçeceği yoksa ona eşlik mi edeceği gibi bazı soruların çözümünü arayacağız. Bugün, dünya genelindeki bilginin %30'undan fazlasının sağlık alanında üretildiği söyleniyor ve bilgi değişiminin tarihte hiç olmadığı kadar hızlandığını görüyoruz. Bugün, bu sıralarda öğrendiğiniz bilgiler, belki yarın veya öbür gün farklı bir değişim noktasına gelecek. O nedenle, eğitimde en önceleyeceğimiz konu, öğrenmeyi öğrenmek olmalı diyoruz. Ben, Öğrenci Hemşireler Derneği’ne ve bölümümüz öğrencilerini bu güzel organizasyonu planladıkları için kutluyorum. Bu etkinliğin gerçekleşmesinde emeği olan üniversitemiz üst yönetimine, dekanlığımıza, üniversitemizin tüm idari birimlerine çok teşekkür ediyorum” dedi. Gücümüzü Hastayla Kurduğumuz İnsani Bağdan Alıyoruz Öğrenci Hemşireler Derneği Başkanı Ezgi Erdoğan ise, “Bugün bu salonda, mesleğimizin dünü, bugünü ve yarını aynı havayı soluyor. Bu muazzam tablo sadece bir sempozyum açılışı değil, aynı zamanda hemşirelik mesleğinin ne kadar büyük, köklü ve birbirine kenetlenmiş bir bütün olduğunun en somut kanıtıdır. İçinde bulunduğumuz yüzyıl sağlık politikalarının, teknolojinin ve toplumsal ihtiyaçların eşi benzeri görülmemiş bir hızda değişme gösterdiği bir çağ. Bu değişim rüzgârında, hemşirelik mesleği de kabuk değiştirmektedir. Hemşirelik, sağlığı planlayan, politikalar üreten, inovasyona liderlik eden ve otonomisi ile sisteme yön veren stratejik bir güce dönüşmüştür. Dönüşen ve çeşitlenen tüm bu yeni rollerimizin, liderliğimizin tam kalbinde ise, mesleğimizin en eşsiz ve en sarsılmaz gücü olan bakım yatmaktadır. Bakım sadece tıbbi bir müdahale veya rutin bir görev değildir. Bakım, insana dokunan, iyileşmeyi başlatan ve Türk sağlık sistemini ayakta tutan en büyük dönüştürücü güçtür. Dijitalleşmeyi konuşurken de, politikalar üretirken de en büyük gücümüzü hastanın yatağının başında, onunla kurduğumuz bilinçli, şefkatli ve insani bağdan alıyoruz. Kıymetli konuklar, sizlerin deneyimi ve bizlerin dinamizmi birleştiğinde, değişen bu yeni dünyada hemşireliğin o eşsiz bakım gücünü yenilikçi rollerimizle harmanlayacak ve mesleğimizin sarsılmaz konumunu hep birlikte inşa edeceğiz. Sempozyumun hayata geçirilmesinde emeği geçen düzenleme kuruluna, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’ne ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum. Sizleri mesleki heyecanla, sevgiyle, saygıyla ve ‘biz’ olmanın o harika gururuyla selamlıyorum” diye konuştu. Sempozyum, açılış konuşmalarının ardından panel oturumlarıyla devam etti.
Toplam 222







